Adil ücret, emeğini kiralayarak ve ya emek harcadığı ürünleri satarak geçinen kişilerin hak ettikleri ücreti alması temennisi olarak kullanılan bir terimdir. Ancak, terimin özellikle birinci durumdakilerin, yani, işçi, emekçi, çalışan kişilerin durumunu ilgilendirdiğinin altı çizilmelidir. İkinci gruptakiler (esnaf, zanaatkar, bazen bağımsız sanatçılar gibi) bu terimle ilişkilendirilemezler ve ya ilişkilendirilmemelidir. Bunun sebebi, ilkinde ücreti verenle alan arasındaki ilişkinin, hudutları belli, özellikleri tespit edilebilir ve taraflar arasında çatışma yaratabilir bir ilişki olmasıdır. Oysa, ikinci grubun hali tamamiyle farklıdır. Bizzat yaptığı hediyelik eşyayı semt pazarında satan biri, eşyalarını satın almadığı ve ya istediği fiyatları vermediği için insanları suçlayamaz, onlara düşmanca davranamaz. İlkinde ise bu mümkündür, zira emekçinin maaşını verme sorumluluğunun kime ait olduğu ve bu maaşın artması için nereye tazyik edilmesi gerektiği bellidir.
Adil ücretin ne tanımını tam olarak yapmak ne de adil ücretin parasal miktarını mutlak ve ya oransal olarak belirlemek mümkündür. Sokak kültüründe, emeği yücelten, emekçiye öven, unsurlar haylice yaygındır; ama iktisadi hayatın akışında övgü ve yerli sözlerinin fiili etkisi yok denecek kadar azdır. Kendi başına emek teriminin de fazla bir manası yoktur. Emek objektif kıstaslara bağlı homojen bir bütün dwğildir. Kişisel özelliklere, işgücü piyasasına ve başka bir çok değişkene göre farklılık gösterebilir.
Günümüzün popülist devlet uygulamalarından asgari ücret, devletlerin adil ücrete yönelik hamlelerinden biridir. Ancak, asgari ücretin kime faydalı kime zararlı olduğu tartışmaya çok açıktır. Liberaller, ücretlerin siyasi tartışmalarla belirlenemeyeceğini, piyasada şekillenebileceğini kabul ederler. Liberallere göre ücretler, nihai safhada, marjinal verimliliğe bağlı olacaktır. Solcular ise, ücretlerin tamamen siyasi olarak belirlenebileceğini, bunun sınıf mücadelesinin önemli bir aracı ve ya hedefi olduğunu düşünürler.