''bir sanatçı asla ideal koşullarda çalışmaz. koşullar var olsaydı, eseri olmazdı, çünkü sanatçı bir boşlukta yaşamaz. bir çeşit baskı olmalı. sanatçı var çünkü dünya mükemmel değil. dünya mükemmel olsaydı sanat işe yaramaz olurdu, çünkü insan uyum aramayacaktı, sadece içinde yaşayacaktı. sanat, kötü tasarlanmış bir dünyadan doğar. andrei rublev'deki mesele de budur.''

bu derinden etkileyici ve zaman zaman kafa karıştıran sanat eserinde, 15. yüzyılda rus halkının muazzam ıstırabının ortasında çalışan rusya'nın en büyük ressamı keşiş andrei rublev'in ruhsal ve sanatsal denemelerine giriyoruz. hem derin derin tefekküre dayalı bir iç eser hem de tarihi bir destandır.

tarkovski üzerinde en büyük etkiye sahip üç yönetmen dreyer, bresson ve bergman'dı. baktığımızda andrei rublev filmi sadece titiz çekim kompozisyonunda, ince kurgulamada ve kamera hareketinin ölçülü kullanımında değil, aynı zamanda bizi tamamen fiziksel alemden iç dünyaya taşıma biçiminde de bu üç usta yönetmenin izlerini taşır.

tarkovski'nin filmde yansıttığı görüntüler fiziksel gerçekliğin ölü bir yansımasından daha fazlasıdır. öyle bir insan deneyimidir ki bu özellikle sanat ve inanç arasındaki ilişki hakkında daha derin gerçekleri içerir.

filmin ve aslında tarkovski'nin tüm çalışmasının bir diğer temel sorusu maneviyattır. özetle maneviyatın sanatla ilişkisidir. filmin başında bir adamın sıcak hava balonunu düşene kadar başarıyla uçurduğunu ve öldürüldüğünü görüyoruz. film boyunca, rublev'i resim yaparken ve sanatının anlamını düşünürken takip ediyoruz. ve sonunda boriska adında genç bir adamın başarılı bir şekilde bir saat inşa ettiğini görüyoruz.
fakat öğreniyoruz ki, boriska bir saatin nasıl yapıldığını bilmiyordu, sadece doğru olduğunu düşündüğü şeyi yaptı. rublev resim yapmayı okula giderek mi öğrendi yoksa bu onun iyi yapabileceği bir şey miydi? başlangıçtaki adam uçmayı biliyor muydu? belki de genel olarak sanat ve yaratıcılık tanrı vergisi bir armağandır ve onu nasıl kullanmaya karar verdiğimiz bize bağlıdır. belki bir tür inanca sahip olmak gerekir ki bu mutlaka dini inanç değildir. sanat yaratmak için bir aşkına ihtiyacımız vardır belki de...

tam da bu noktada tarkovski, filmiyle sanatın bizim için neden bu kadar önemli olduğunu düşünmeye zorlar bizleri.

ister kıskançlıktan, ister gösterişten, ister daha karmaşık sebeplerden olsun, insan yeteneklerini gömmekten nasıl kaçınır? bir sanatçı ve bir insan nasıl acı çekerek olgunlaşabilir? büyük dini sanat eserlerinin önemi, onları görevlendiren güçlü ve zengin insanların belki de saf olmayan güdülerine indirgenebilir mi? vahşilik ve ıstırap dolu bir dünyada güzel şeyler yapmanın bir anlamı var mı?

işte tarkovski tüm bu soruların cevabını ilmek ilmek dokuduğu bu filminde cevaplandırır