şu ülkede bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az yönetmenin dışında sinemanın basit bir sanat dalı ve sömürülmesi gereken bir sektör olarak görülmesine çok üzülüyorum.

hiçbir şekilde kendi yaşam tarzlarından ya da düşüncelerinden faydalanmadan ve ülke sinemasına en ufak bir katkıda bulunmadan, aynı tornadan geçmiş filmleri halkın önüne ısıtıp ısıtıp koymak nasıl bir akıl tutulmasıdır.

he diyeceksiniz ki; ülkede içi boş sinemanın alıcısı var, halk buna rağbet gösteriyor ki yapılıyor. iyi de balık baştan kokar diye de bir deyim var. sen kaliteli bir sanat anlayışıyla, sanat kaygısı güden yönetmenler yetiştirirsen halkın sinemaya olan bakış açısı da bir nebze olsun değişebilir.

tarkovski, bir yönetmenin sinemaya olması gereken bakış açısını bakın ne kadar da güzel ifade ediyor:

"yönetmen, herhangi bir sanatçı gibidir: tıpkı ressam, şair, müzisyen gibi. kendi benliğinden çıkardığı bu sanatsal özelliğini sinema için kullanması gerekirken, tam aksine sinemayı kendilerine özel bir pozisyon olarak kullanan ve basitçe mesleğini sömüren yönetmenleri görmek garip.

evet bu tarz yönetmenler bir şekilde belirli bir hayat yaşarlar ama başka bir şey hakkında filmler yaparlar. yönetmenlere, özellikle de gençlere, filmlerini çekerken yaptıklarından ahlaki olarak sorumlu olmaları gerektiğini söylemek isterim.

ikinci olarak sinemanın çok zor ve ciddi bir sanat olduğu düşüncesine hazırlıklı olmaları gerekir. kendinizden fedakarlık etmenizi gerektirir. sinema, yönetmene ait olmamalı, yönetmen sinemaya ait olmalıdır. kısacası sinema sizin hayatınızı kullanır, tam tersi değil. dolayısıyla bence en önemli şey bu: kendinizi sanata feda etmelisiniz."

"kendinizi sanata feda etmelisiniz." bırakın feda etmeyi, sanatı kendilerine hizmet eden bir köle gibi gören bir yığın insan var.