baktığımızda tarr, alanı ikiye bölen bir yönetmen. eski moda değerleri ve yenilikçi yöntemleri birleştirerek, içinde çok az şeyin olduğu hayatlar hakkında yavaş, sade filmler yapar. "ruhunu kaybetmiş bir tarkovski" olarak nitelendirilir ki filmleri ilham verici olduğu kadar agresif bir şekilde dünyevi olan alaycı bir umut taşır.

filmleri hem kendinden geçmiş bir şekilde özgürleştirici hem de vurgulu bir şekilde bağlayıcıdır ki bu özünde içsel bir manevi arayış biçimidir. karhozat, satantango ya da a torinoi lo gibi filmlerde ender ve heyecan verici olan şey, anlamlarını herhangi bir mitsel başka yerde bulmamaları ancak onları sınırlayan fiziksel koşullar ve insan ilişkilerinde anlam bulmalarıdır ki tarr'ı avrupa sinemasında özel kılan da budur.

herhangi edebi araçta, bir karakterin çevresi, onun düşüncelerini veya duygularını yansıtır ki tarr'ın filmlerinde böyle bir bölünme ve böyle bir yansıtma yoktur. ona göre yaşamın maddi yapısı her şey kadar bir ruh oluşturur ve tarr'ın bakış açısını anlamak, oyuncularının fiziksel deneyimlerini analiz etmek değil, içine girmektir.

yine de can sıkıntısını ve ıstırabı ileten bir sanat formu ile sadece acı verici bir şekilde sıkıcı olan bir sanat formu arasında çok önemli bir fark vardır. tarr'ın bir görsel yönetmen olarak olağanüstü yeteneği, belki de filmlerindeki sinematografinin müthiş güzelliği, filmlerinin gayet uzun olmasına rağmen onları izlenebilir kıldığı için harcadığı zamanın gerekli tamamlayıcısı gibidir.

karakterlerinin çoğu şu ya da bu türden boka batmış durumdadır. filmleri genellikle acımasız manzaralarda ve sert havalarda geçer. karhozat filmi arka planda destansı bir yağmur ve ön planda çamur olan ve neredeyse hiç kuru çekimi olmayan bir filmdir. a torinoi lo, olağanüstü kuvvetli rüzgarlarla kamçılanan çıplak bir bozkırda açılır. ve satantango, gri gökyüzü ve sırılsıklam topraktan oluşan bir girdap dünyasıdır.

tüm bunların ışığında tarr, kameranın yalnızca yağmurun sonsuz sesinin eşlik ettiği karakterler ve onların terk edilmesi üzerinde durduğu muazzam boşluk sekanslarını birleştirerek bizlere daha önce hiç yaşamadığımız duyguları bu şekilde yaşatır. kelimeler sadece akar çünkü her hikaye bir parçalanma hikayesidir.