Kırgın bir sonbahar günüymüş o gün
Elli beş yıl önce seherde bu gün
Tire’ de ben dünyaya güldüm

İzmir’ in yemyeşi ilçesi Tire
Yedi tepe, erenler birinde Buğday Dede
Geçti benim çocukluğum Dere Kahve’ de
Rüzgarla yarışırdım, koşardım dağ, taş, tepe
Ah... benim çocukluğum söyle gittin nereye

Gençliğimi geçirdim, İzmir’ de seve seve
Bazen çiçekler açsa bu kısacık ömürde
Sitemim olmazdı hiç, şu geçmiş senelere
Ömür dediğimiz nedir uğrunda yanmak güle

Büyüdükçe öğrendik insanlık dolu hile
Ana, baba ne kardeş kalmadı biri bile
Yıllardır doldururum gurbette yaman çile.
Siyahlarım değişti, saçlarım döndü küle
Sevgiyi şu yüreğim aradı iki kere
Arka tekerlek gidip, dayandı ön tekere
Mutluluk yanıma uğramadın sen niye.

Hayat; sensin bilirim şiirin en kısası
Aşk ise, insanlığın hiç bitmeyen tasası
Ölüm; sen şu doğanın değişmeyen yasası
Her şeye rağmen yaşam, fanilerin çabası
Azrail sen geri dur daha yolun yarısı......
Savrulurken kırmızı pelerininin raconu o zarif öfkeye
Zaman ki sana hasta oldu incelikli haytasın,

Nüksederken raksına mahellenin maşallahı eyvallahı
Güzelleş be oğlum şimdilik ölümüne kadar hayattasın.
Akşam Erken İner Mapushaneye

Akşam erken iner mahpushaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.

Akşam erken iner mahpushaneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe.
Karşıda, duvar dibinde,
Üç dal gece sefası,
Üç kök hercai menekşe...

Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalga kaysı.
Başlar koymağa hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
\"Kürdün Gelini\"ni söyler maltada biri,
Bense volta\'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi,çocuksu...

Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...

Hırsla çakarım kibriti,
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman alırım, dolu,
Bir duman, kendimi öldüresiye,
Biliyorum, \"sen de mi?\" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpushaneye.
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya...

Ahmed Arif
SAYGILARIMLA..
Göğsün siper almıştır kalbin deli çarparken
Nefesin nefese değme telaşı nefes nefese kalırken..
Polyanna bile içten içe mutluluğuna imrenirken
Ansızın yağmur başlar, güneş batar masal biter!
Bir sırrım var, kendime bile söyleyemeyeceğim
Yıllarca saklayacağım onu, bir tılsım gibi, bana seni hatırlatan
Bir sırrım var, kimseye söyleyemeyeceğim
Bir sırrım var, küçük bir mücevher, ruhumun zincirinde asılı

Nasıl bir sır ki bu, “seni seviyorum”a sığmayan?
Nedir bu sır, hayatını değiştiren?

Bir sırrım var, narin bir beyaz çiçek, senin adına konuşan
Gelmiyorsun diye buraya, kapatmış kendini, konuşmuyor kimseyle
Bir sırrım var, küçük ve parlak bir ay, seni kaybettiğim zaman parıldar sadece
Rehberim olur benim o, her “seni seviyorum” deyişimde, telaşa kapılmadan

Nasıl bir sır ki bu, “seni seviyorum”a sığmayan?
Nedir bu sır, hayatını değiştiren?
Ey Milletim,
Ben, Mustafa Kemal\'im
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Hala en hakiki mürşit, değilse ilim,
Kurusun damağım, dilim.
Özür dilerim
Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi

Özgürlük hala,
En yüce değer
Değilse eğer
Prangalı kalsın diyorsanız, köleler
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi

Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı,
Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi

Yetmediyse acısı, şiddetin, savaşın.
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh, dünyada barışın.
Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın.
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.

Özlediyseniz fesi, peçeyi.
Aydınlığa yeğliyorsanız, kara geceyi.
Hala medet umuyorsanız
Şıhtan, şeyhten, dervişten.
Şifa buluyorsanız,
Muskadan, üfürükçüden
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi

Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek
Kara çarşafa girsin diyorsanız,
Yobazın gazabından ürkerek
Diyorsanız ki, okumasın
Kadınımız, kızımız;
Budur bizim alın yazımız
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Fazla geldiyse size, hürriyet, cumhuriyet
Özlemini çekiyorsanız,
Saltanatın, sultanın
Hala önemini anlayamadıysanız,
Millet olmanın
Kul olun, ümmet kalın,
Fetvasını bekleyin, şeyhülislamın
Unutun tüm dediklerimi.
RAHAT BIRAKIN BENİ

Süleyman Apaydın
__________________
\"Sözü, makamı, notası
Türk\'e dair bir türküyüm
Yarınki Türk\'ün atası
Dünkü Ata\'nın Türk\'üyüm.\"
Kaykılmış koltuğunda bir kız
Çiğner ciklet.
Bir oğlan dalgada,
Geldiğine pişman uyuklar
Bir başkası arkada.

Hiç bulabilir mi beyaz evi çok uzak
Uçurduğunuz kuş?
Kılıç gibi keskin karlı dağ.
Hiç yeri miydi açmak kalbi
Bu çiğ ışık altında.

Sizden önce birisi bir fantazi okudu,
Kırdı geçirdi.
Yayvan gülüşlerden ağızlar çok geç döner;
Şimdi sıra sizde üzgün ağır,
Ne güzel!

Olsa bari benzeri duygularla tedirgin,
Sizdekini yaşamış
Birkaç kişi.
Işıktasınız seçilmiyor,
Karanlıkta hepsi.

Okudunuz,
Bittiğine memnun,
Anlamamış;
Bozuk paralar gibi düşer önümüze
Alkış.

Gördünüz işte yerde
Çürük domatesler gibi ezik,
Avuçlarda mıncıklanmış kalbiniz.
Büyürken leke ince ipekte,
Yeniden eğildiniz!

Ruhun şaad olsun Behçet hoca