bir samuel beckett başyapıtıdır.

estragon: hadi gidelim.
vladimir : gidemeyiz.
estragon: neden?
vladimir: çünkü godot’yu bekliyoruz.
estragon: ha!

ara ara tekrar eden bir diyalogtur bir ağacın dibinde godot’yu bekleyen ikili arasında. onlar habire beklerler ve godot asla gelmez. gidemezler çünkü godot’nun gelme ihtimali vardır ama godot asla gelmez. ara ara vaz geçmeye niyetlenip beklemeye devam ederler ve godot asla gelmez. ve dünya edebiyatı ve dilleri beyhude bekleyişleri anlatan bir deyim kazanır: godot’yu beklemek.

hepimiz bir şeylerin cahiliyiz. ve sonsuz bir bekleyişin ölümlü failleriyiz. hepimiz bizim için belirsiz ama sanki hayatımızı değiştirecek bir şeyleri beklemekle harcıyoruz hayat diye bize dayatılan bu gönülsüz esaret süresince.

bazılarımız bizi bambaşka bir yapacak o fırsatı beklerken bazılarımız hayatımıza anlam katacak birini bekliyoruz. bazılarımız ise gökyüzüne bakarak her yerde olduğunu düşündüğümüz ilahi varlığı arıyoruz, sanki baktığımız yerde olması gerekirmiş gibi.

vladimir ve estragon da bekliyor. bir ses, bir koku, belki de bir dokunuş bekliyor, hiçliğin ortasından ellerinden tutması için. gelmez mi acaba beklenen? ya da gelse bir şeyleri değiştirebilir mi?

acaba vladimir ve estragon “ tanrı’yı” ( god ) bekleyen iki budala ( ıdiot ) mıdır?