insanlık bir çocuğu sevmekti
emekçi babanın yıpranmış ellerinden öpebilmekti
anadolu kadını anneni özleyebilmekti
sevdiğinin gözlerinin ta içine bakabilmekti
bir türkü dinlemek ti
kardeşe sarılmaktı
yaraları sarmaktı
kalbi kırmamaktı
bazen ölümü beklemekti
insanlık kaybolmuş bişeydi
bulunmayan bişey
öldürülendi insanlık buydu işte..........
9-10 yaşlarındaydım. Her yaz tatilinde köyde iki ay kalırdık. Yine bir yaz tatili köydeki evin balkonunda oyun oynarken yerde ki böcek gözüme takıldı. Böcekle biraz oynayıp sıkıldıktan sonra Üstüne basıp ezecekken babannem koşarak beni tuttu. Biraz azarladı ve tıpkı benim gibi onun da yaşadığını söyledi.

Sana hiçbir yararı olmayan, senin için sıradan, hayatında hiçbir anlamı olmamış bir böceğin ölme ihtimaline korkmak,

İnsanlık buydu.
insanlık

insanoğlu asırlardır varoluyor. medeniyetler kuruyor, medeniyetler yıkıyor...

doğuyor, büyüyor, ölüyor. aynı kısır döngü.

en ilkel zamanından en modern zamanına kadar ne vakit birbirini öldürmekten vazgeçmiş ki insanoğlu!

ilkel dediğim insan, asırlar önce yaşadı. kendine göre bir medeniyetin içerisinde buldu kendisini. dünya belki çok küçüktü, belki de çok büyüktü onun için, bilemiyorum. ama, mesele zaten dünya da değil; insan. o insan benden çok mu farklıydı? onda da yok muydu sevgi, öfke, kibir, kıskançlık, açlık, vesair tüm bu dürtüler. o da üşümüyor muydu, o da korkmuyor muydu zaman zaman? kendisini aciz hissetmedi mi benim gibi hiç, yahut kendisini boy aynasında görmedi mi?

ilkel diyorum ama, belki de benden çok daha medeniydi. bunu da bilemem...

insanlık; insanoğlu doğarken mi doğdu o da? insanoğlu ölürken o da mı ölecek? insanoğlu doğarken mi öldürmüş yoksa onu?

peki, insanoğlu hiç bulmuş mu ki onu acaba? elde edebilmiş mi? yoksa bulup bulup kayıp mı ediyor ikide bir? yatağının altına bak, karıştır çekmeceleri, belki oradadır. belki, yazlık kıyafetlerinden birinin cebinde unutmuşsundur, yahut tavan arasında bir yerlerde... nerede?

var mıdır gerçekten insanlık, yoksa yok mudur? doğmuş mudur ki ölsün? varlık mıdır, hiçlik mi? belki de sentezdir, olamaz mı?

acaba nerede öldürmüş olabiliriz insanlığı? nerelerde öldürüyoruz?

hatalı sollama yapıp ölümüne sebebiyet verdiğimiz bir araçta öldürmüş olabilir miyiz onu? hiç şüphe etmiyor musunuz; belki de o insandı tüm insanlığı kurtaracak kişi... hangimiz biliyoruz, bilebiliyoruz!

yola döşediğimiz mayınla can verdi belki de insanlık, olamaz mı? yolunu kesip silâhlarla bastığımız o otobüsteydi belki kendisi? onu orada öldürdük.

sırf kürtçe konuştu diye şamarı basıp, elindeki kalemin sivri ucunu burnuna geçirdiğimiz çocukla birlikte öldürmüşüzdür belki? orada öldürmüşüzdür onu.

ölü bedeni kıyıya varan mülteci çcoukla birlikte ölmüştür belki. belki de insanlık aramak için kapımıza gelen göçmene tekme atarken öldürmüşüzdür.

sahi yahu, biz değil miydik insan haklarını icat eden de, biz değil miydik vaadeden de! unuttuk mu?

yalan mıydı herşey, -miş gibi mi yaptık yoksa? -miş gibi yaparak, istismar ederek öldürmüş olamaz mıyız insanlığı?

belki burnumuzun dibindedir insanlık; daha önce hiç işimiz düştü mü ki ona? aradık mı, hâlini hatrını sorduk mu?

şimdi mi soruyoruz yoksa nerede o diye! geç mi kaldık yoksa aramakta? şimdi arasak kızar mı bize...

çocuk masumluğunda arıyoruz insanlığı, ama bak birbirlerini tekmeliyor çocuklar. neden tekmeliyorlar? biz mi öğretiyoruz, yoksa kendileri mi öyle istiyor? neden!

doğdu mu, öldü mü? yoksa, hiç elde edilemedi mi insanlık?
haz etmediğim bir topluluğun genel adı. genelde kendilerini gereğinden fazla abartmalarıyla tanınırlar.