insan zihninin sınırlarını zorlayan, kelimelerle anlatılamayacak cinsten, sembolizmin ve sürrealizmin doruk noktalarının yaşandığı 1971 yapımı çekyalı sürrealist yönetmen jan svankmajer imzalı muhteşem bir kısa film. esasında filmin orijinal adı zvahlav aneb saticky slameneho huberta'dır.

burada kilit nokta svankmajer'in filmin yapımında ingiliz yazar lewis carroll'ın kitabından esinlenmesidir ki filmde zaten carroll'ın jabberwock isimli cümlelerin ilk bakışta hiçbir anlam ifade etmediği şiiri ile başlar.

svankmajer'in carroll'dan uyarlamalar yapmasının önde gelen nedeni, carroll'ı sürrealizmin bir öncüsü olarak görmesi ve kendisinin onunla zihinsel olarak ırmağın aynı kıyısında durduğunu düşünmesi olmuştur. tıpkı svankmajer gibi carroll da kukla tiyatrosuyla uğraşmış, hatta kukla oyunları yazmıştır.

yine başka bir neden ise carroll'ın yaşadığı dönemde oldukça muhalif olan tutumu ve eserlerinde kullanmaktan asla vazgeçmediği kara mizah öğesidir. victoria devri katı ahlak anlayışına göre, kız çocuklarının yetişkin kadınlar gibi giydirilmesi, hal ve tavırlarının bir çocuktan beklenmeyecek kadar ölçülü olma zorunluluğu ve çocukluklarını asla yaşayamamaları, carroll tarafından şiddetle eleştirilmiştir.

filme geçecek olursak eğer tam bir semboller bütünü olan jabberwocky'de svankmajer’in kurguladığı sahneler, bir düşten görsel gerçekliğe uzanır. stop-motion tekniğiyle yapılmış filmin başında, bir giysi dolabı ormanda ilerler ve bu sırada bir çocuk sesi carroll'ın şiirini okumaya başlar. dolap durur ve onun kapaklarına doğru hareket eden kamera küçük bir çocuğun oyuncaklarla dolu odasını gösterir. bu arada hala okunmakta olan şiir, sanki bir büyü yaparcasına, odadaki tüm oyuncakları canlandırır.

filmde çocukların hayal dünyası bizlere oldukça sıradışı, yer yer vahşet içeren imgelerle sunulmaktadır çünkü svankmajer'e göre bir çocuğun hayatı haksızlık ve işkencelere uğrayarak geçer ve kimse zulmü ondan daha iyi bilemez. svankmajer'in oyuncak bebekleri ilk önce çocukluğa özgü bir masumiyeti yansıtarak canlanırlar ama bu masumiyet hızla yok olur.
büyük bebeğin tüm vücudunu delerek içinden çıkan, ondan doğan daha küçük bebekler, sırasıyla kıyma makinesine girer, dümdüz ütülenir, sonra küçük tencerelerde parça parça edilmiş, kötürüm bırakılmış bir halde pişirilir. üstelik büyük bebekler oturup küçük bebekleri yerler. filmde vurgulanan vahşet yamyamlığa kadar varır.

burada bir yandan da tektipleştirilen bireyleri görürüz. zaten odanın duvarına asılı duran resimdeki ‘baba’ olan biteni izlemektedir. kız çocuklar pasifize edilerek, domestik ve doğurgan olmaya zorlanırken, erkek çocuklar da bu verili rollerden paylarına düşeni almıştır.

jabberwocky'de, erkek çocukların bedeni yoktur; erilliği çağrıştıran, giysi askısına asılmış içi boş denizci kıyafetiyle canlandırılırlar. savaş oyuncaklarıyla oynadığı karelerde, erkek çocuğa çok küçük yaşlarda aşılanan militarist kimlik ve yalnızca kendi bireyselliğini önemseyen davranış gösterilir.

zaten filmin açılış sahnesindeki popoya atılan şaplaklar, bedenlerimizin bize ait olmadığına, toplum tarafından sahiplenilerek biçimlendirildiğine dair bir metafordur. ve tüm bu groteskleşmiş nesneler, koşulsuz itaate muhalif cevaplardır.