kaderci bir aşk ve kıskançlık hikayesi olan marcel carne imzalı 1939 yapımı film, büyüleyici ve trajik bir şekilde romantik bir fransız klasiğidir.

genellikle şiirsel gerçekçilik olarak tanımlanan sinema akımının en büyük fransız filmlerinden biridir. kaderle hesaplaşan sıradan bir adamın sessiz ve yoğun portresinde, koyu renk tonlarında (carne'nin sinemasının çoğunu karakterize eden) ve son derece teatralize edilmiş setlerinde fakir fransız işçi sınıfını görürüz. ve tabii ki başrolde jean gabin'in fransız sinemasının en sürükleyici rollerinden biri olan o karamsar portresi, oyunculuk üzerine bir yapılmış müthiş bir çalışmadır.

insanın varoluşu kadar eski bir hikaye şiirsel bir şekilde anlatılırken, filmin gergin ve ürkütücü atmosferi, oyuncu kadrosunun yoğun ve operaya yakın performanslarıyla tadı damakta bırakır. gabin'in güçlü ve sempatik françois karakter tasviri, filmin karanlık kalbi gibidir adeta.

film bir apartman kapısı görüntüsüyle başlar, silah sesleri duyulur, bir adam yarasını tutarak dışarı çıkar ve merdivenlerden yuvarlanarak ölür. kapıdan dumanı tüten bir silahla başka bir adam çıkar. bu adam françois'den başkası değildir. peki neden bu cinayeti işler? işte tam da fimin dilimizdeki karşılığıyla ''gün ağarırken'' françois'i, onun çalışma koşullarını, onu seven ve destekleyen insanları ve aşklarını öğreneceğiz. ayrıca françois gibi insanların 1939'da fransa'da pek şanslarının olmadığını da görüyoruz.

sevginin, iyiliğin ve toplumun sömürü ve ihanetle iç içe geçtiği, insan kaderciliğinin dokusunu oluşturan harika bir film.