tiyatroyu seviyorsanız ve bu 1945 yapımı fransız yönetmen marcel carne'nin başyapıt filmi dilimizdeki karşılığıyla ''cennetin çocukları''nı hiç izlemediyseniz, filmi izlediğinizde alacağınız lezzetlerin tarifi imkansız kalacaktır. inanın ''cennetin çocukları''nı gördükten sonra, tiyatro ve hayat size çok farklı görünecek.

filmin kendisi hakkında ne hissederseniz hissedin fakat tiyatronun yapabildiği ve yaptığı her şey bu filmde gözlerinizin önüne serilecektir. ve işin en harika yanı da bunu, dünyanın en harika film deneyimlerinden birinde inanılmaz harika oyunculuk performanslarıyla yaşamanızdır.

büyük, fırtınalı, romantik bir aşk ve ihanet hikayesi. film, nazi işgali sırasında fransa'da yapıldı ki o dönemin tüm uzun metrajlı filmlerin uzunluğu genelde 90 dakika ile sınırlandırılırdı. başlangıçta iki ayrı film olarak yayınlanması planlandı, ancak prömiyeri paris nazi işgalinden kurtarıldıktan sonra geldi ki işte bu yüzden 190 dakikalık filmin tamamı tek seferde gösterildi.

hatta ilk amerikan sürümü, 40 dakikadan fazla bir süre kırpılmıştı ancak o haliyle bile filmin büyüklüğünde eleştirmenler için değişen hiçbir şey olmadı. 1830'ların ve 40'ların dolup taşan paris'inde geçen filmde iç içe geçmiş çok sayıda olay örgüsü ve ona dönemin büyük romanlarından birinin yoğunluğunu veren ki içerisinde balzac, victor hugo ve alexandre dumas'ın edebi değerlerini hissedersiniz.

19. yüzyılın büyük romanları gibi, en sefil yaşamlardan en gösterişli yaşamlara geri dönüşlerde romantizmin tüm tonlarına sahiptir. filmde pek çok karakter var ki neredeyse tamamı akılda kalıcı ve bazı durumlarda olağanüstü performanslarla vücut bulurlar. bir insanlık nehri gibidir film. akıp giden hayatlar ve bu nehir üzerinde yaşanan müthiş diyaloglar...

film, gerçekten güzel bir tiyatro sahnesinin doluluğuna sahiptir ve sokak performansından shakespearevari sunumlara kadar tiyatro tüm konusudur. belki daha da önemlisi yaşamın kendisinin esasen teatral olduğu duygusunu verir.