oyunculuk yeteneklerine hayran kaldığım, doğuştan gelen o doğal karizmasını belki de en efektif bir biçimde filmlerinde yansıtan aşmış aktör. oynadığı filmlerin konusu itibari ile belki bilinçaltımızda bir seks ikonu olarak kazınmış olabilir (muhtemel temel içgüdü filminin etkisidir) ama bence douglas, bunun çok daha ötesinde hem gerçek hayattaki karakteri hem de oynadığı filmlerdeki karakter yapıları ile modern amerikalı erkek prototipini yansıtan bir 20.yy projesi gibi adeta.

hiç unutmam, 2000'lerin başında amerika'da ''vergisi ödeyen namuslu bir amerikan vatandaşı''(bu repliğe bayılıyorum bu arada)* olarak yaşayan ve ara ara türkiye'ye gelen çok sevdiğim bir x kuşağı mensubuyla amerikan toplumu üzerine konuşurken (konumuzla da ilgili olduğu için) bana şunu söylemişti: ''tipik bir kapitalist, nihilist ve postmodern dünyaya ayak uydurmaya çalışan psikolojik problemli amerikan erkeğinin tüm özelliklerini michael douglas filmlerini izleyerek görebilirsin.''

tabii bu konuşmadan çok daha sonra douglas'ın özellikle 80'ler ve 90'lar hollywood sinemasına damga vurduğu dönemde oynadığı filmlerdeki karakter yapılarına baktığım zaman bu tespitin doğru olduğuna kanaat getirdim. bir bakıyorsunuz douglas, filmlerinde ahlaki kararsızlık yaşayan, kusurlu bir amerikan erkeği çizgisinde ileriliyor.
oynadığı her filmde amerikan erkeğinin farklı bir ruh halini mükemmel bir şekilde yansıtan douglas'ın, amerika'nın en büyük karakter oyuncularından biri haline gelmesinin nedeni de budur. esasen bize douglas'ta çekici gelen kısım da burada yatıyor. şu yaşadığımız coğrafyada ulaşmak istediğimiz ve arzuladığımız dışarıdan konforlu gözüken fakat içinde büyük boşluklar barındıran douglas karakterleridir.

modern erkekliğin çaresizliğini ve karanlık tarafını, falling down filminde buluyoruz ki bana göre en sağlam performansıdır. wonder boys'da pembe bornozlu ot içen üniversite profesörü tiplemesiyle bizi şaşkına çeviriyor. wall street filminde günümüz insanını yansıtan tam bir kapitalist açgözlü bir karakter görüyoruz.

fatal attraction'da amerikan erkeğinin cinsel tatmin noktalarına ve ikiyüzlülüğüne vurgu mahiyetinde karısını aldatan fakat bundan pişmanlık duyan bir beyaz yakalı portresi zuhur ediyor. tam da bu filmle ilintili a perfect murder'da bu kez karısı tarafından aldatılan saplantılı bir beyaz yaka karşımıza çıkıyor. the game'de işinde başarılı fakat kendi iç dünyasında sorunları olan, yapayalnız bir adamdır ki bu film bize genel anlamda amerikan burjuva sınıfının hayata karşı olan yapaylığını ve herhangi bir maddi olanaksızlık durumlarındaki çaresizliğini ortaya döker.

ve 90'larda bir neslin amiyane tabirle aklını alan, bilinçaltına sokulan sahneleriyle basic instinct filminde cinsellikten muzdarip erkek midir kadın mıdır tartışılır fakat, her iki durumda da amerikan erkeğinin cinsellik girdabındaki çırpınışlarını görürüz.