fransız ve dünya sineması tarihinde yeri çok ayrı olan bir filmdir. öyle ki souffle'den sonra her şey çok ama çok değişti. hani hafızamızı bir yoklarsak eğer 1950'lere geldiğimizde fransız sinemasının popülaritesi günden güne eriyordu. şöyle bir silkelenecek gibi oluyorlar fakat bir türlü başarılı olamıyorlardı.

ekseriyet fransız filmlerinin kalitesi, hayal gücünden yoksun gayet sıradandı ve daha da kötüsü hollywood filmlerinin kopyası tadındaydı. (tabii burada bresson, renoir ya da cocteau gibi isimleri tenzih ederek konuşuyorum ki bu isimlerin kendi sanat anlayışları birçok yönetmene ilham kaynağıdır.)

hal böyle olunca filmimizin yönetmeni jean-luc godard, o zamanın fransız sinema dergisi cahiers du cinema'da eleştirmen olarak hollywood filmlerini diğer eleştirmen arkadaşları ile yerden yere vuruyor ve yeni bir tür akım üzerinde fikir alışverişi yapıyorlardı.

nihayet klasik hollywood suç filmlerinin tam aksi kameralar ellerinde paris sokaklarında alaycı, kara mizahlı, hiciv sanatlı fransız yeni dalgasının ilk örnekleri gelmeye başlamıştı. truffaut'un les quatre cents coups'u, resnais'in hiroshima mon amour'u ve devamında tabii ki fransız yeni dalgasının en etkili filmi olan godard'ın suffle'si gelecekti.
işte godard'ın bu postmodern filmi alışagelmiş suç filmlerinin geleneklerini hiciv ve parodilerle tam tersine çevirir. klasik gangster prototipine komedi unsurları ekleyerek başroldeki karizmatik aktör belmondo'ya farklı bir hava katar. belmondo'ya eşlik eden jean seberg'in canlandırdığı patricia'dan sinemanın femme fatale örneği karakterini ortaya döker. suç, komedi ve aşk gibi birçok türü bünyesinde barındırdığı için filmin bir teması dahi yoktur ki bu tamamen hollywood filmlerine yapılan eleştirilerin bir yansıması gibidir.

film, o zamana kadar ki klasik hollywood suç filmlerinin dar kalıplarını öyle bir parçalar ki elde tutulan kamera ile adeta bir belgesel çekiliyormuş etkisi yaratılır. işte bu belgesel tarzı, filmi daha özgün ve gerçekçi kılar ve izleyiciye öngörülemeyen olaylar silsilesinin dünyalarını açar.

yazının başında da demiştik ya souffle'den sonra her şey çok değişti diye, işte godard, popüler hollywood türlerinin alışılmadık bir şekilde yeniden yapılandırılması ve yeniden işlenmesi yoluyla yönetmenlere sinemanın sıradanlığından bir kaçış sağlama konusunda ilham verir.

artık bir devir kapanmıştı, fransız yeni dalgası ile birlikte bu sefer hollywood yapımcıları fransız filmlerine benzer filmler yapmaya başladılar. hatta 1983 yapımı breathless filmi, souffle'nin amerikan versiyonudur. anlayacağınız roller değişmişti. bu filmi izledikten sonra özellikle tarantino'nun filmlerinin, tıpkı godard'ın souffle'sinin tüm iç dinamiklerinden nasıl da ilham aldığını görebilirsiniz.