michelangelo antonioni'nin şaheser filmidir ve o hep bilinen tipik anlatı geleneklerini adeta baltalayarak seyircinin isteklerini ve beklentilerini altüst eder. belki defalarca izlemişimdir ve her seferinde benim için çok farklı anlamlar çıkarır karşıma. bu yönden enteresan bir şekilde filmin büyüleyici bir doğası var, rüya gibi fakat bir o kadar da gerçek gibi ve antonioni'nin yarattığı o metodik gerilim havası seyirciyi filmin içine hapsediyor. tüm bu söylediklerimden de öte film 1960'ların londra'sında insanlar arasındaki ilişkilerin nihai eksikliğini ortaya çıkararak postmodern gerçekleri bir tokat gibi seyircinin suratında hissetmesini sağlar.

antonioni'nin blow-up'ı modern yaşam üzerine yavaş ve çoğu zaman kafa karıştırıcı bir meditasyondur. filmdeki olayların ne kadarının açıklanamadığı göz önüne alındığında, antonioni'nin bu filmle ne yapmaya çalıştığını anlamak zor olabilir. özellikle filmin bazı kilit sahneleri , 1960'larda londra'da birçok kişinin etkisinde kaldığı materyalizmle ilgili anlar olarak öne çıkar.

örneğin, ana karakterimiz fotoğraf sanatçısı thomas'ın dairesinde thomas'ın moda modellerinin pahalı kıyafetlerinin ve şık mobilyalarının varlığı, londra halkının maddi eşyalara sahip olma ihtiyacına takıntılı olduğu anlamına geliyor. 1960'ların materyalist yaşam tarzının tutarlı imgeleri göz önüne alındığında, blow-up'taki yabancılaşma ve kafa karışıklığının , insanların materyalizme bağımlılığının insanlıktan çıkarıcı etkilerinden kaynaklandığını görebiliriz.
blow-up, bir kişinin etik davranıştan veya gerçeklikten ne kadar uzaklaşabileceğine dair korkunç bir örnek teşkil eder. gerçekten de thomas'ın birincil faaliyeti, hayatı bir kameranın arkasından deneyimlemek ve seyirciye kamerasının arkasından modern yaşamdaki yabancılaşmayı hissettirebilmektir. işte antonioni, bu filmle, materyalizmin ve kişisel çıkarların yabancılaştırıcı etkilerini daha vurucu yapma adına filmdeki hikayeyi çok daha karanlık alanlara taşımada bir beis görmez ki bu dediğim yazının başındaki metodik gerilimi yaşatır bizlere.

bu şekilde antonioni, bizlere çevremizdeki dünyayı anlamlandırmamızı sağlar. hepimiz nesnel gerçekliği arıyoruz, ancak her zaman neyin gerçek olduğunu belirlemede zorluklar yaşıyoruz. ve bu zorluk, kim olduğumuz ve içinde yaşadığımız bu garip dünyanın ne olduğuna dair varoluşsal sorular ortaya çıkarıyor. thomas gibi araştırmacı bir karakterin, gizli ve şaşırtıcı bir gerçeği keşfetmesi metaforu sinema dünyasında o kadar etkili oldu ki, kendinden sonraki iki popüler filme adeta ilham vermiştir. francis ford coppola’nın the conversation'u ve brian de palma’nın blow out'u bu filmin türevleridir.