yedinci mühür filmi bergman için ölümün ikonik tasviridir, tanrı'nın ölümün soğuk yüzü karşısındaki sessizliğidir. kendi hatıralarından ilham alan bergman, kendi korkuları, güvensizlikleri ve şeytanlarıyla uğraştığı samimi ve son derece kişisel bir filmidir. "yedinci mühür kalbime gerçekten yakın birkaç filmden biri.” dedikten sonra devam ediyor bergman: ''bu filmi kendi ölüm korkumu uyandırmak için yazdım.''

esasında film aynı zamanda bergmanesk olarak da tabir edilen bergman sinemasını mükemmel bir şekilde özetler. insan varoluşunun en derin duygularına hitap eden bergman, kaygı, şüphe ve varoluşçuluğun, inançla birlikte tanrı ya da onun yokluğuyla ilişki dinamikleriyle ilgili keskin teatral sahneler sunar bizlere.

filmin ana ilham kaynağı bergman'ın çocukken kilisede gördüğü dini duvar resimleriydi ve bununla ilgili şunları söyler:

"hayal gücümün arzulayabileceği her şey vardı. melekler, azizler, ejderhalar, peygamberler, şeytanlar, insanlar. tuhaf ama tanıdık bir güzelliğin dünyevi, yeraltı manzarası."

film atmosferi karanlık ve ağırdır ama aynı zamanda alaycı ve eğlencelidir. haçlı seferleri'nde yıllar boyunca savaştıktan sonra hayal kırıklığına uğramış ve bitkin düşen bir şövalye, ıssız bir kumsalda ölüm'le karşılaşır ve ölümünü erteleme adına onunla bir satranç oynamaya başlarlar. film müthiş bir açılış sekansıyla başlar ki bergman, orta çağ'daki yaşam ve inancın dünyevi tasvirini güçlü dini alegoriler ve zengin sembolizmle tamamlar.
özellikle ölüm, inanç, tanrı, şüphe ve bir nevi anlam arayışıdır şövalyemizin macerası. yoğun orta çağ ve dini atmosferi gerçekten dikkat çekicidir ve bergman çok güçlü bir orta çağ duygusu uyandırır. öyle ki orta çağ'a dair ikna edici tasvir sadece görsel değil aynı zamanda filmin karakterlerinde ve dünyayı görme ve anlama biçimlerinde de belirgindir. dönemin tasvirinde bir miktar sanatsal argümanlar bulunsa da, filmde genellikle orta çağ zihninin bir portresi olarak doğal ve doğaüstü dünyanın bir arada var olduğu görülüyor.

özellikle veba korkusuyla vurgulanan çok güçlü bir sürekli ölüm duygusu mevcuttur. aynı zamanda yoğun bir dinsel şevk de vardır ve bu ölüm korkusuna karşılık gelen bir ilahi ceza korkusu eşlik eder. hayattan zevk alma ya da sevgi gibi duyguların coşkusu, ölüm korkusu ve ölümden sonraki yaşamda tanrı tarafından yargılanma olasılığı ile hep iç içedir.

aslında filmin karanlık ve kıyamet yüklü duyarlılığının altında bergman'ın çocukluk anılarının yanında ikinci dünya savaşı'nın dehşetini izleyen insanlığın savaş sonrası endişelerinin de izlerini görüyoruz. bergman'ın tanrı'nın sessizliğine yaptığı vurgu da burada yatıyor aslında. insanlık tarihi boyunca vebalar, savaşlar ve kıyımlar sürdüğü halde ki bu şekilde korkunç şeyler mümkün ve belki de kaçınılmazken insanlık tanrı'ya nasıl inanabilir? ya da tanrı'nın bu sessiziliği nedendir? soruları zaten bergman'ın hayatı boyunca aradığı cevaplardır.

baktığımızda en derin metafizik ve manevi soruların peşinden giden bergman'ın yedinci mühür'ü gerçek anlamda sinema dünyasının seyrini değiştiren filmler arasındadır ki kendisinden sonra gelecek birçok filme de ilham kaynağı olmuştur.

1975 yapımı woody allen imzalı love and death , 1989 ve 1991 yıllarında birbirinin devamı olan bill and ted ve bill and ted's bogus journey , 1993 yapımı last action hero ve 1988 yapımı the navigator a mediaeval odyssey filmlerinin tamamı bergman'ın yedinci mühür'ünün paradosi minvalindedir.