sinemada proletaryanın ruhunu yaratan yönetmenlerdendir ki yarattığı etki günümüze kadar ulaşmıştır. onun kariyeri, işçi sınıfından insanların hikayelerini anlatma ihtiyacından hasıl olup, sömürücü kurumlara ve sürekli alt sınıf insanlara kemer sıkmayı öğütleyen politikacılara olan öfkesinden kaynaklanır. loach, fikirleri ve özgün sinema anlayışı ile özellikle 1950'lerde ve 1960'larda sinemanın işçi sınıfını temsilen statükoya meydan okuyan ve toplumsal adaletsizliğe dikkat çeken bir ingiliz yeni dalgası olarak nitelendirebileceğimiz akımın neferlerindendir.

''loach filmografisi neden bu kadar önemlidir?'' diye bir soru sorarsak eğer o dönemin sosyal koşullarına, loach'ın bu koşullara verdiği tepkiye ve mevcut sorunlara sineması ile bulduğu çözüm yöntemlerine bakmak gerekir.

''değişim gelecekse, işçi sınıfından gelmelidir ki onların hikayesini anlatmak bu açıdan çok önemlidir. bu yüzden tarihimizi bilmek çok mühimdir.''*

şöyle bir gerçek var ki ortaçağdan beri sadakat ve saygı gibi egemen düşünceler, alt sınıf insanların ekonomik eşitsizliğe karşı isyan etmelerini engelleyen bir tür fakir uyuşturucusudur. loach ise bu konuya vurgu yaparcasına ezilen, ötekileştirilen ve toplum dışına itilen sıradan insanların hayatını ele alarak bu alt sınıf insanları uyutma projesine bir anlamda çomak sokar. sırf bu yarayı deştiği için 80'lerde sinemasının önüne birçok engel dahi çıkarılmıştır.

bir diğer önemli özelliği ''özgürlük'' kavramına vurgu yapmasıdır. yeni bir toplum inşası, loach’a göre genel kabullerin ötesinde sorgulama, toplumsal refah, gelişim, adalet ve özgürlük gibi kavramlara verilecek önemle ilişkilidir. kendi sinema görüşü çerçevesinde, daha önce ele alınmayan temaları da merkeze alarak ‘özgür’ bir sinemacı olarak çok çeşitli konuları sinema filmlerine taşımıştır.
ve son olarak sosyal gerçeklik dediğimiz bir kavram var. sosyal gerçekçilik, yoksul ve işçi sınıfı topluluklarının günlük yaşamlarına odaklanan uluslararası çok yönlü bir sanat hareketidir. alt sınıf insanların sıkıntılı yaşamlarını pekiştiren, devamında buna sebep olan sosyal yapıları eleştiren, aynı zamanda aile olgusuna vurgu yapan ve topluluk dayanışmasını en üstte tutan bir harekettir. aslında tanımın geneline bakarsanız bize çok tanıdık geliyor. klasik türk filmlerinde posası çıkarılan bir akım. genelde bizde dramın dibi kazınır ki bu kesinlikle sosyal gerçeklik değildir. insanlar sürekli mutsuz, umutsuz ve hayata karşı hep isyankar tasvir edilir. bu yüzden türk sineması bir arpa boyu yol alamadı. işte bu işin teknik kısmının bu şekilde olmadığını loach'ın şöyle ifade ediyor;

''çoğu zaman insanlar acı çeken insanlar hakkında hikayeler yazarlar ve yazdıkları insanlar her zaman mutsuzdurlar fakat böyle olmaması gerekiyor. hangi sınıfa ait olursa olsun herhangi bir yere gittiğinizde orada komedi de vardır, kahkaha da vardır, aptallık da vardır kısacası bir sıcaklık vardır. ve bu, insanların hayatlarının gerçeğidir. bu mizah ve sıcaklık duygusunu keserseniz, asıl noktayı kaçırırsınız.''*

sosyal gerçeklik babında loach'ın ingiliz sineması üzerindeki zamanlaması o kadar mükemmeldir ki bahsettiğim tarihlerde ingiltere'de televizyon draması, çağdaş işçi sınıflarının çok az temsil edildiği ya da hiç temsil edilmediği dönemlere denk geliyor. işçi sınıfı gibi sıradan insanlar ekranda göründüğünde, gerçekten uzak bir şekilde tasvir ediliyorlardı. anlayacağınız sosyal gerçeklik dediğimiz kavramdan çok çok uzak bir biçimde. loach'tan önce ingiltere'de sosyal gerçekçi dram türü filmler yapıldı fakat hiçbiri onun kadar etkili olamadı.