görsel
but ıf you tame me, than we shall need each other. to me, you will be unique in all the world. to you, ı shall be unique in all the world.
aşık olmak, derdik; ona gönlüm düştü. düşen kadınlardık biz. buna inanırdık, aşağı doğru olan bu harekete; öylesine sevecen, uçmak gibi, ama aynı zamanda öylesine ürkünç, öylesine sıra dışı, öylesine beklenmedik. tanrı aşktır, derlerdi bir zamanlar, ama biz bunu tam tersine çevirmiştik ve aşk, cennet gibi, hemen elimizin altındaydı. yanı başımızdaki o özel erkeği sevmek ne denli güçse, o denli inanırdık aşka, soyut ve bütüncül. bekliyorduk her zaman cisimleşmesini. bu sözcüğün ete kana bürünmesini.
bizim senle hukukumuz var. avukatımız var. suçumuz var.

bizim senle bir ömrü paylaşmaya andımız, bu andı çiğneyip içyüzümüzü ifşa eden ihanetlerimiz, birbirimizi kolayca harcamanın lüksü, bu lükse sığan baş önde boş boş oturuşlarımız var. konuşamayışlarımız, hiçbir şeyi açıklayamayışlarımız, kaçıp gitmeyi erdem sayışlarımız var. umutmuş, bir şans daha vermeklermiş, özürlermiş, lütfen unutlarmış: zaaf zaaf!
bunlar evrim zaafı! ben kin tutmayı aşktan daha yüce bilirim. aşk acısı silinir, kin mezara kadar! sadece hümanist olacak kadar düşük değil iq seviyem!

bu gece alkolle sabahla; ona de ki: 'ben kanıma kırmızı rengi veren kişiyi kaybettim.'

bu gece hüzünle sabahla; ona de ki: 'ben bedendeki mıknatısın büyüsünü bozdum.'

bu gece iğrenç bir korku filmiyle sabahla; ona de ki: 'kabuslarımın orta yerindeki tek güzel mabedin kapısını kırdım .'