rus kültürünü sevenler için çok şey ifade ediyor. gorki, sert gerçeklik ve çarlık rusya'da sıradan insanların trajik hayatlarına odaklanarak realist roman, kısa hikaye, drama yazarı ve ressam olarak yaşadığı yüzyıla gerçek manada damga vurmuştur. esasen çarlık rejim karşıtı güçlü bir muhalifti ki özellikle lenin'e ve diğer rus devrimcilerine çok yakındı.

baktığımızda gorki diğer rus yazarlara göre daha komplikedir ve proleter bir hayatın kendisine ve ezilmiş rus halkına yaşattığı tüm duygu durumlarını müthiş doğa tasvirleriyle mükemmel bir şekilde eserlerine yansıtır. gorki'de dikkatimi çeken şey şudur: gorki'nin edebi ilhamını oluşturan yaşamı!

hani şöyle bir karşılaştıracak olursak eğer, rus edebiyatının babası diyebileceğimiz puşkin, soylu bir kandan gelir; keza tolstoy'da soyludur; turgenyev, toprak sahibi bir asilzadedir; dostoyevski, bir memur çocuğudur ama yine de soylu bir aileden gelir, kısacası saydığımız isimlerin hepsine aristokrat kesim diyebiliriz.

yani 19. yüzyılda rus imparatorluğu içindeki edebiyat ve sanat alanındaki tüm entelektüel başarı biçimleri aristokrasinin bir ayrıcalığıydı. tüm güç, tüm zenginlik, tüm nüfuz, tüm toplumsal konum, milyonlarca insanın yaşadığı rusya'da az sayıda bulunan soyluların tekelindeydi.

gorki ise rus halkının, rus proletaryasının, aşağıların, mazlumların ve ezilenlerin sesiydi adeta. birdenbire ortaya çıkan bu adam yıllar boyunca sarsılmaz bir biçimde, ezilmişlerden oluşan trajik bir neslin sözcüsü oldu. nasıl olmasın ki?!! asıl adı maksim peschkov olmasına rağmen o kendisine ''acı'' anlamına gelen gorki ismini verdi. kendine yarattığı bu isimle ve yaptıklarıyla, o, bugün entelektüel dünyada kendilerini halklar arasında gerçekten insan olarak hisseden herkes tarafından örnek alınır. çünkü onun acısı bütün bir rus halkı için şifa, tüm bir ulus için ses ve ruhtur.
buna kader mi? deriz ya da doğanın bir oyunu mu? ne dersek diyelim bu güç gorki'yi, onu rusya'nın ve tüm dünyanın yoksullarının tüm sefaletinin bir tasvirini yapması için insanlığın çöplüğünden çıkarıp getirmiştir.

henüz 5 yaşındayken babası ölüyor ve dedesi onu büyütüyor ama ne bir doğru düzgün eğitim alabiliyor ne de bir sanatsal vizyona sahip olabileceği ortamda yetiştiğini söyleyebiliriz. ayak işleri yapan, gemide bulaşıkçılık yapan, ayakkabıcı çıraklığı yapan özetle bulabildiği her türlü işi yapan bir adamdan bahsediyoruz. işte bu kendi hayatının sefaletinden kaçmak için gerçekten hevesli bir okuyucu olur.

tolstoy, gogol, turgenyev, dostoyevski, emile zola, dickens ve bulabildiği tüm klasikleri zaman buldukça okumaya çalışır. özellikle madenlerde ve şantiyelerde çalışır ki sosyalistlerle tanışmak ve devrimci fikirleri öğrenmek için. tam da bu durumunu özetler nitelikte, insanı ağlatan romanı çocukluğum'da; ''birbiriyle çelişen düşünceler, arzular ve duygular karmaşası içinde yaşıyordum. hayatta bir şeyler ve kalbimin yükünü hafifletecek insanlar arıyordum.'' diye o zamanlardaki ruh halini böyle yansıtır.

yine aynı şekilde, seyahatlerinde tanıştığı serseriler ve gezginler hakkında ilk kısa öyküsü makar çudra1892'de gürcistan'ın tiflis kentinde, demiryolu boyahanesinde çalıştığı dönemlerdeki deneyimlerine dayanır. ee ne diyor gorki: ''hayatımın acısı beni bir yazar yaptı. benim için işler ne kadar zorsa, o kadar güçlü ve akıllı oldum.''

işte belki de bu yüzdendir ki gorki'de hiç olmadığı kadar net ve otantik rus gerçekliğini görüyorum. gorki'de, rus insanı ruhta değil, et ve kanda ortaya çıkıyor sanki. evet belki gorki, tolstoy, dostoyevski ya da ivan gonçarov gibi dev yazarların aksine, dünya edebiyatına konstantin dimitriç levin gibi, raskolnikov gibi, oblomov gibi, sembolik karakterler verememiştir fakat inanılmaz doğruluk ve gerçeğe yakınlık ile rus ruhunun içsel doğasının röntgenini çekmiştir.

gorki'nin vizyonunun dehasının tek bir adı vardır: doğruluk. gorki'nin kitaplarında, rus halkının sancılı geçiş döneminin tüm acılarını ve denemelerini başka hiçbir kitapta olmadığı gibi titreyerek yaşayabiliriz.

geriye dönüp baktığımızda gorki, rusya'nın köylü nüfusunun kitlelerine yapılan baskı ve zulme karşı çıkmaktan asla vazgeçmedi. bu duyguyu hep derinden hissetti ve bunu eserlerinde bizlere gösterdi. edebi üslubunun diğer aristokrat yazarlardan daha az cilalı olmasının bana göre pek bir önemi yoktur.