kitaplarını severek okuduğum çek yazar. kundera gerçekten okunasıdır çünkü romanları basmakalıp türlerin çok ama çok dışındadır. esasında kundera'nın edebiyat serüveni ikiye ayrılır ki erken dönem olarak tabir edilen edebi eserlerinde sıkı bir şekilde komünizm yanlısı olduğunu söyleyebiliriz. sonraki çalışmalarında ise siyasi meselelerden kaçınır ve felsefi boyuta odaklanır. edebi tarzında, robert musil'in kurgusundan ve nietzsche'nin felsefesinden büyük ölçüde esinlenmiştir. üzerindeki önemli etkili kalemlere franz kafka'yı, martin heidegger'i ve cervantes'i de ekleriz ki bu isimlerin tamamını tek bir potada eritmesi kundera'nın aslında çok geniş yelpazede çalıştığını gösterir bizlere.

hayatının değişen yönünü görmeye çalışırsak eğer kundera'nın 1967'de yayınlanan ilk romanı olarak kabul edilen zert yani dilimizdeki karşılığıyla şaka'ya bakmak gerekir. kitap, stalinizm konusuna odaklanır ve komünist dönemdeki totalitarizmi hicveder. kundera'nın romanda sovyet işgaline yönelik sert eleştirisi, eserlerinin çekoslovakya'da yasaklanmasıyla sonuçlanır. 1973'e geldiğimizde kundera ikinci kurgu eseri zivot je jinde ( yaşam başka yerde ) ile çıkar karşımıza. romanda idealist bir şair olan jaromil'in hayatını ve ikinci dünya savaşı sırasında ve sonrasında siyasi skandallara karışmasını anlatır.

ve artık çek vatandaşlığından çıkarılmasına sebep olacak kniha smichu a zapomneni ( gülüşün ve unutuşun) yayınlanır. kundera hayatının bu noktasına kadar yazdığı tartışmalara sebep olacak siyasi eserlerine varolmanın dayanılmaz hafifliği'nde felsefi alanı araştırarak son noktayı koyar. kitap, nietzsche tarafından önerilen, tek bir olayın veya varlığın sonsuz bir evrende sonsuz olarak tekrarlanmaya mecbur olduğu ebedi dönüş kavramını inceler. hemen akabinde felsefi tartışmalara yer verdiği nesmrtelnost ( ölümsüzlük ) isimli eseri gelir.
başyapıtı diyebileceğimiz varolmanın dayanılmaz hafifliği 1984'te yayımlandığında kundera'yı uluslararası bir edebiyat yıldızına dönüştürdü dersek abartmış olmayız sanırım. o tarihe kadar, muhalif takılan kundera neredeyse on yıldır paris'te sürgünde yaşıyordu ki kitapları çekoslovakya'da zaten yasaklanmıştı ve ülkenin en ünlü sürgün yazarı olarak ayrıca bir dikkat çekiyordu. bu öyle bir sürgündü ki; ne çekoslovakya'nın artık demokratik rejime kavuştuğu kadife devrim, ne çek halkı üzerindeki sovyet demir perde'sinin düşmesi ve hatta çek cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra bile kundera memleketine geri dönmedi.

tam da bununla ilgili verdiği bir röportajda ülkesine dönmesiyle ilgili gelen bir soruya: "böyle bir dönüş hayali yok" demişti. hemen ardından bunun gerekçesi olarak: "ben prag'ımı aldım; koku, tat, dil, manzara ve kültür." anlaşılan kundera ülkesinde kaldığı dönem boyunca o çok sevdiği prag'ında gerekli tüm entelektüel birikimlerini ve hatıralarını yanında fransa'ya götürmüştü.

ve belki de hayatını en yalın biçimde özetleyen kitabından bir pasajla son noktayı koyalım:

''yüklerin en ağırı ezer bizi, onun altında çökeriz, bizi yere yapıştırır bu ağırlık. öte yandan her çağda yazılmış aşk şiirlerinde, kadın erkeğin bedeninin ağırlığı altında ezilmeyi özler. o halde yüklerin en ağırı aynı zamanda yaşamın sağladığı en şiddetli doyumun da imgesidir. yük ne kadar ağır olursa, yaşamlarımız o denli yaklaşır yeryüzüne, daha gerçek, daha içten olur. işi tersten ele alırsak, bir yükten mutlak biçimde yoksun olmak insanoğlunu havadan daha hafif kılar; göklere doğru kanat açar insan, bu dünyadan ve dünyasal varlığından ayrılır, yalnızca yarı yarıya gerçek olur, devinimleri önemsizleştiği ölçüde özgürleşir. hangisini seçmeli o halde? ağırlığı mı, hafifliği mi?''

varolmanın dayanılmaz hafifliği