Gayet resmî olduğun birine mesaj yazarken, kankana gönderdiğin kalpli gülücüğü yanlışlıkla ona göndermektir.yerin dibine geçirir insanı.istemsiz olarak kızarırsınız.
son zamanlarda sürekli başkalarının yerine yaptığım eylemdir.
(bkz: diyanet in ensest ilişkiyi onaylayan fetvası)
(bkz: tacizci müdür muavini)
(bkz: çocuk pornosu indiren ilahiyat profesörü)
(bkz: kızılay şube başkanının erkek çocuklara tacizden tutuklanması)
Sözlükteki pek çok başlığa bakarken hissedilendir.içerikleri okumadan insanı hayattan soğutup, yerin dibine geçirir hiç alakanız olmamasına rağmen.üniversiteyi kazanmış bir insanın hayata bakışı neden bu kadar kısıtlı anlayabilmiş değilim.ya da edep kelimesi ne anlama gelir hiç duyulmamış mı acaba?ya da sizin okuduğunuz okulda sadece öğretim verip eğitim vermeden sokağa mı saldılar?kusura bakmayınız ama bu zihniyet değişmediği sürece bir kadın bırakınız sokağa çıkmayı sözlüğe bakmaya bile korkar.
İnsanlarda var olmasını umduğum özellik.Teknolojide çağ da atlansa, bilim alıp başını yürüse de, modernliklerden modernlik de beğensek, edebi ve ahlaki değerleri hatrımızda tutup \"utanma\" hissiyatını kaybetmeyecek olmamızı diliyorum. Zira modern olma kisvesi altındaki ganj ovası genişliğinde mezhepleriniz beni ürkütüyor.
alfred adler, insanı tanıma sanatı adlı kitabında bu duygunun ruhsal nedenini şöyle açıklar: "herkesin bilincinde olduğu şeref ve haysiyet duygusunda bir zayıflama belirtisinin görüldüğü durumlarda açığa vurur kendini."

ne kadar da doğru söylemiş adler. yaşadığımız topluma bakıyorum da şimdi bu duygudan tamamen kendini sıyırmış o kadar çok şerefsiz ve haysiyetsiz insan var ki toplumdaki bu değişime tanık olmaktır bizi utandıran. çünkü bu duyguda bir toplumsallık olgusu da vardır.

bergman'ın skammen (utanç) filminde savaş esiri olan evli çiftimiz jan ve eva arasında geçen diyalog utanma duygusunu gerçekten derinden hissettirir bana. savaş esiri oldukları için elinden hiçbir şey gelmeyen jan'ın eva'yı kolluk kuvveti adamla beraber olduktan sonra görmesi ile çaresizce yüzünü elleri ile kapatır. jan'ın bu halini gören eva, tanrı'yı eleştirir biçimde şunu söyler:''boşuna utanç duyma, utanması gereken sen değilsin.''

utanma duygusunun çok ama çok farklı noktalarıdır bunlar. bazen sadece hiçbir şey yapamadan sadece utanırsınız. bir nebze de olsa kendinden kaçıştır utanma duygusu.

tekrar adler'e dönecek olursak, yazının tamamında utanma duygusunun ruhsal ve fizyolojik yansımalarınk çok güzel tanımlamış:

"hem ayırıcı, hem birleştirici bir duygudur. utanma, toplumsallık duygusundan kaynaklanır ve bu özelliğiyle insanın ruhsal yaşamından sökülüp atılamaz. böyle bir duygu olmaksızın insan toplumu diye bir şeyin düşünülemeyeceği kesindir.

utanma duygusu, ruhsal alanıma müdahale sonucu insanın kişiliğinin değerinde bir azalma tehlikesinin baş gösterdiği, özellikle herkesin bilincinde olduğu şeref ve haysiyet duygusunda bir zayıflama belirtisinin görüldüğü durumlarda açığa vurur kendini.
ayrıca ilgili duygu alabildiğine güçlü bir şekilde ruhsal alandan bedensel alana sıçrar. fizyolojik bakımdan olay, periferdeki damarların genişleyerek aşırı bir kanlanmaya yol açmasıyla kendini belli eder. bu aşırı kanlanmayı çoğunlukla yüzde saptarız. hatta utanan bazı kimselerin göğüslerinin bile kızardığı görülür.

utancın insanın davranışındaki yansısı, çevreden soyutlanmadır. utanç duyan kişi, bir can sıkıntısıyla toplumdan çekip alır kendini; ama böyle yapışı bir kaçış jestidir daha çok. yüzün başka yana çevrilmesi, gözlerin yere indirilmesi, bu duygudaki ayırıcı özelliği açık seçik ortaya koyan kaçış devinimleridir.

bu duygunun ayrıca kötüye kullanımı da söz konusudur. öyleleri vardır ki, yüzleri hemen kızarıverir. zaten bu kişilerin çevreyle ilişkilerinde ayırıcı özellik, normaldekinden daha güçlüdür. kızarıp bozarmaları, kendilerini toplumdan soyutlamak için yalnızca bir araçtır."