''dostoyevski, ''tanrı olmasaydı her şey mubah olurdu!'' diye yazmıştı. işte bu söz varoluşçuluğun çıkış noktasıdır. gerçekten de tanrı yoksa her şey mubahtır, hiçbir şey yasak değildir. başka bir deyişle determinizm, kadercilik yoktur burada, kişi özgürdür, insan özgürlüktür. bu demektir ki insan kendi başına bırakılmıştır. ne içinde dayanacak bir destek vardır ne de dışında tutunacak bir dal.

bırakılmışlık içinde insan, ortaya değerler koyduğunu bir kez anladı mı artık bir tek şey dileyebilir: bu da bütün değerlere temellik eden özgürlüktür.

varoluşçuluk, insanı asla umutsuzluğa düşürmeye çalışmaz. gelgelelim hıristiyanların yaptığı gibi bir umutsuzluk, inançsızlık yaftası yapıştırılıyorsa varoluşçuluğa, umutsuzluğun kaynağından doğduğundandır bu.

varoluşçuluk, tanrı'nın yokluğunu ispata uğraşmaz. böylesi bir çabayla kendini yormaz. o şuna bakar daha çok: tanrı var olsaydı, yine de bir şey değişmeyecekti.

işte bizim ana görüşümüz budur. elbette sorunun, tanrı'nın varlığı ya da yokluğu sorunu olmayışından geliyor bu. ''bizim sorunumuz bu değil'' diye düşünmemizden geliyor.''

jean-paul sartre / varoluşçuluk