bruce wayne gibi bir karakter yazmak çok eğlencelidir. çünkü kendisi hem zengin, hem yakışıklı, hem aşırı zeki hem atletik hem de ileri teknolojiye erişimi olan biridir. bu nedenle en azından yazım sırasında sizi engelleyecek hiçbir durum yoktur.

bruce aynı gün içinde bir banka soygunu durdursun, iki tane süper modelle ortalıkta gezinsin daha sonra dev malikanesine dönüp son teknolojiye sahip laboratuvarında banka soygununda kullanılan patlayıcıları analiz edip bunların geldiği yeri öğrensin istiyorsanız bunu “acaba çok mu abartıyorum?” diye düşünmeden kolaylıkla yazabilirsiniz. çünkü elinizde gerçekten sınırsız bir karakter vardır.

ancak her aklınıza geleni yazabiliyor olmanız bunları gerçekten yazmanızı gerektirmez. çünkü bruce wayne’e yaptıracağınız her iş onu günlük insandan biraz daha uzaklaştıracaktır. aradaki bu fark ilk başta etkileyici gibi görünse de sonuçta ortaya seyircinin bağ kuramayacağı bir karakter çıkar.

“zaten süper kahraman filmi. karakterde neden gerçekçilik arayalım ki?” diye düşünebilirsiniz. ancak ana karakteriniz ile seyirci bağ kuramazsa başına gelen kötü durumlara da tepki vermez ve sonunda kimsenin umursamadığı başarısız bir hikaye yazmış olursunuz. diyelim ki adı bilinmeyen bir galakside savaşan insanlıkla uzaktan yakından alakası olmayan iki ırkın hikayesini anlatıyorsunuz. temelde bu hikaye de gerçek değildir ancak içine sevdiklerini korumak, dostluk, ihanet, mücadele, hayatta kalma gibi “gerçek” temalar eklemeniz gerekir ki insanlar bir bağ kurabilsin ve yazdığınız hikayeyi okumaya ya da çektiğiniz filmi izlemeye devam etsin.

bu yüzden başlarda avantaj olarak görülen bu özgürlük senaryoyu yazan insanların en çok ter döktüğü yerdir. ancak batman begins bu durumdan bir şekilde sıyrılmayı başarmış. evet; görünüşte milyarder bir playboy’la bağ kurmak çok kolay olmasa da karakter üzerine öyle bir çalışmışlar ki kendinizi bruce kenarda batarang keserken falcone’nin davasını takip ediyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. şimdi filmde ne yapmışlar da aramızda çin seddi gibi duran bu engeli aşmayı başarmışlar bir bakalım.
1) hata yapmak: bu seri oraya hiçbir zaman bağlanmazdı ama daha geniş açıdan bakarsak, temelde bir insan olan bruce wayne, çalışması ve azmiyle justice league gibi bir takım uzaylıların ve süper güçlere sahip insanların olduğu bir birliğin liderlerinden biridir. bu liderliği de üstün çalışması, her durumu en ince ayrıntısına kadar analiz edebilmesi ve her durumda en doğru kararı vermesiyle elde etmiştir.

ancak hikayenizi bu şekilde yazarsanız “insan” karakteriniz yarı-tanrı gibi bir konuma doğru yola çıkar. bu da izleyicinin onunla bağ kurmasını engeller. çünkü insanlar hatalarıyla vardır ve her hareketi doğru olan bir insanla bağ kurmak mümkün değildir.

bu yüzden bu filmin başında bruce wayne’i hata yaparken görüyoruz. zaten kendisinin çocukluk travması malum. buradaysa net bir intikam isteği var. bu intikam isteği de diyalog ile gösterilmiyor sadece. bruce eline dolu bir tabanca alıp ailesini öldüren adamı vurmaya gidiyor. tabi kaderin (yapımcıların ve stüdyonun da) cilvesiyle bu cinayeti işlemeye yaklaşamıyor. belki eline fırsat geçse o tetiği de çekemeyecekti ama bir insan gibi hata yapması ve zaafları olması onu daha inandırıcı bir karakter haline getiriyor.

2) zenginlik: bruce wayne’in karakter olarak insanlara uzak olmasının gerçek sebebi ise içine doğduğu zenginlik. bu iki ev bir arabayla ulaşabileceğiniz bir zenginlik değil. çalışsanız çabalasanız, iş kursanız bütün attığınız adımlar düzgün işlese bile ulaşabileceğiniz bir servet de değil. adamlar hayır olsun diye şehre metro sistemi yaptırıyor öyle bir zenginlikten bahsediyoruz. bu yüzden filmi evinizde müthiş bir sinema sistemi eşliğinde izleseniz bile bruce wayne ile herhangi bir bağ kurmanız çok zor.

işte bu nedenle filmin girişinde bu serveti tamamen görmezden geliyorlar. bruce en başta sebebini bilmediğimiz bir şekilde gözünü muhtemelen nepal’deki bir cezaevinde açıyor. üstü başı dökülüyor ve buradaki “düşme”nin tonunu arttırmak için çamur içinde dövüştüğünü bile görüyoruz.

ancak servet gerçekten o kadar büyük ki bunu hapishanedeki bir dövüşle ya da evsiz bir adamın ceketini giymekle gizleyemezsiniz. bu yüzden önce servetin en büyük simgesi olan malikaneyi örtülerle kapalı, canlılıktan uzak bir şekilde gösteriyorlar. daha sonra bu sahnede bruce’a kendi ailesine olan öfkesini söyletiyorlar ki wayne ailesinin oluşturduğu o aura yok olsun. bu sayede en azından karaktere ısınana kadar o zenginliğin araya girmesini engelliyorlar.
3) insandan kahramana: her süper kahraman filminde bir dönüşüm aşaması olur. işte tony stark, eline çekiç ve kaynak makinası alıp mark suit'leri inşa eder, spider-man ağ atma makinesi yapar. bruce ise bu konuda birazcık şanslı. çünkü ihtiyacı olan her şey çok önceden hazırlanmış zaten. sadece depoya gidip alması gerekiyor. burada bruce için var olan kolaylık yazarlar için de var. yani batman’e bir kemer yazıp senaryo o an neyi gerektiriyorsa o kemerden çıkarabilmek yazan kişi için büyük bir nimet.
ancak biraz önce söylediğim gibi kendinizi sınırlandırmazsanız yazdığınız şeyin inandırıcı olma ihtimali de yoktur. bu nedenle bu inşa kısmında bruce’un aldığı ne varsa lucius fox üzerinden tüm teknik özelliklerini anlatıyorlar. mesela sağda solda uçmasını sağlayan pelerin aslında içinden akım geçen özel üretim bir bez. binaların üzerine çıkmasına yarayan tabanca da bildiğiniz makara sistemi. zırh bile çok pahalı olduğu için kullanılmayan bir ekipmandan ibaret. o yüzden gerçek olmasalar bile eklenen tüm detaylar gördüğümüz her şeyin daha inandırıcı olmasını sağlıyor.

ayrıca buradaki tasarım çok önemli. normalde batman’in kullandığı her şey bat-makara, bat-gözlük, batmobile diye adlandırılıyor ve tasarımının bir yerine o yarasa sembolü bir şekilde ekleniyor. burada mesela zırhta herhangi bir sembol yok. diğer her şey de batman estetiğine değil askeriyeye uygun olsun diye üretilmiş. mesela batman’in joffrey baratheon’a verdiği periskop baya swat ekiplerinin kullandığı ekipmanlara benziyor.

ekipman deyince tabi ki batmobile’den de bahsetmemiz gerekiyor. benim en sevdiğim batmobile batman the animated series'de kullanılan araçtır. ancak bu filmde batmobile kelimesi bile geçmiyor. üretilen aracın adı tumbler ve kendisi yarış arabasıyla tank arası bir şey. tasarımda öne çıkan özelliği de işlevselliği. yani isteseler tumbler’dan çok daha güzel bir tasarım yapabilirlerdi ancak tumbler hem çok güçlü hem de yıkıcı görünüyor. ayrıca işlevselliği saklamamışlar mesela çatıya atlamak için otoparkın tepesine çıktığı sahnede aracın silecekleri net bir şekilde görülüyor. bir insanın tanktan beklediği görünüş de budur aslında. bu yüzden bu çatıdan çatıya atlayabilen tank fikri bile sırf tasarımından ve tasarımının altında yatan fikirden dolayı izleyiciye inandırıcı geliyor.
4) nereden nereye: hazırlık ve gelişim her süper kahramanın başlangıç hikayesinde anlatılıyor mecburen. ancak karakter gücüne kavuştuktan sonra buraya tekrar geri dönülmüyor normalde. birincisi bunun üzerinde durmaya gerek yok. çünkü izleyici ana fikri aldı bir kere. yine de karakter bruce wayne gibi herhangi bir süper gücü olmayan bir insansa bu kadar çok kişiyi dövebilmesi inandırıcı değil.

bu yüzden aynı antrenmanı bize tekrar tekrar göstermeseler de aralara çok güzel dağıtmışlar her şeyi. mesela bruce, league of shadows’un karargahına ilk geldiğinde ra’s al ghul ile kapışıyordu. burada liam neeson’ın karakteri bruce’un kullandığı bütün tekniklerin adını tek tek sayıyor. böylece “iyi güzel de bir adam nasıl yirmi kişiyi dövüyor?” sorusunun cevabını da mantıklı bir şekilde vermiş oluyorlar.

ancak anlatılan bu fikir dediğim gibi aralara dağıtılmış. o yüzden buna sadece bir kere değinirseniz inandırıcı olma ihtimaliniz düşük. fikri pekiştirmek için de bruce’un uyanır uyanmaz şınav çekmeye başladığını izliyoruz. bu da bir yere kadar bizi götürüyor ve en nihayetinde karakterimizin de darbe aldığının kanıtı olan çürükleri gösteriyorlar. böylece “tamam o kadar adamı dövdü ama kendisi de bir yere kadar dayak yedi.” diyerek kendi evreni içinde karakterin tutarlı olmasını sağlıyorlar.
5) alfred the master of sass: ne kadar çabalarsanız çabalayın bir insanın yarasa kostümü giyip suçluları dövmesi absürt bir durum. o yüzden filmi yaparken kendinizi çok ciddiye alırsanız izleyiciye dalga geçilecek çok malzeme verirsiniz. ancak bruce gülmemesiyle ünlenmiş biri. bu nedenle atıyorum bir deadpool gibi espri yapma şansı da yok.

burada oluşan buzları kırmak için de alfred pennyworth ve lucius fox karakterlerini kullanmışlar. alfred’i canlandıran michael caine zaten hem karizmatik hem de sıcakkanlı bir görüntüye sahip. bu yüzden alfred'in meşhur tek cümlelik iğneleyici ama komik repliklerini yazmışlar kendisine. aynı şekilde morgan freeman da hem komedi hem drama konusunda çok yetenekli bir oyuncu. o yüzden karşısındaki insan adım adım batman’e dönüşürken onun yaptıklarını hem gururla izliyor hem de kendisini kandırma çabasına da bıyık altından gülmeyi ihmal etmiyor.
bu abartılı olmayan mizah da gerekli filmde. çünkü mizahı siz film içinde yapmazsanız seyirci kendi kendine yapmaya başlar bu da filmin yokuş aşağı gitmesine yol açar. örneğin zırh hakkında elli tane soru sorduktan sonra bruce wayne’in bunu mağara dalışında kullanacağım demesi ve fox’un onunla dalga geçmesi gerekiyor ki o anda izleyici “adamlar çekmeceden zırh çıkardı. böyle saçmalık mı olur?” diye düşünmesin. ya da bruce “yahu bana araç gibi bir şey lazım.” dediğinde. “dur şuraya tank park etmiştim ben ona bir bakalım.” diye cevap veriyor fox. bu yüzden garajda tur atarken bruce’un yanlışlıkla afterburner’ı açması lazım ki fox bir espri yapsın orada. çünkü çok ciddi bir şekilde anlatılırsa burası o aracın gerçekçiliği yıkılır ve karakter ile aranızda asla aşılamayacak bir set oluşur. bu da filmin beğenilmesini imkansıza yakın bir hale getirir.

sonuç olarak elinizde bruce wayne gibi bir karakter varsa tankla çatıda bile gezebilirsiniz. ancak bu kadar çok özelliği bünyesinde toplayan insanüstü bir karakteri bile bir şekilde bağ kurulabilir bir hale getirmeniz gerekiyor ki izleyici de filme dahil olabilsin. yoksa atıyorum bir savaş filmi yazın ve ana karakteriniz komando gibi bir şey olsun. kimse onu durduramasın adam ne acı çeksin ne soğuktan etkilensin. bu karakterin bile arkadaşı öldüğünde üzüldüğünü göstermeniz gerekir. çünkü sinema ne kadar farklı olursa olsun temelde insanı anlatır.

bruce wayne de tüm bu zenginliğin, debdebenin, sınırsız imkanların içinde bile temelde adaletsizlikle mücadele etmeyi seçmiş biri. o yüzden bu imkanları seyirciyi etkilemek için kullanabilirsiniz ancak makul bir seviye belirlemeniz gerekiyor ki piyanonun tuşlarına basarak gizli geçit açan karakter ile izleyicinizin bir bağı olabilsin ve o adalet arayışı bir şekilde izleyiciye ulaşsın.