popper, 20. yüzyılın en etkili bilim filozoflarından biridir. genel kapsamda fikirlerine odaklandığımızda ondan öğreneceğimiz gerçekten de çok şey var. entelektüel yanı o kadar kuvvetlidir ki üstat bertrand russell : ''popper'ın düşüncesinin dikkate değer özelliklerinden biri de, entelektüel etkisinin kapsamıdır.'' derken önemli bir noktaya parmak bastığını söyleyebiliriz.

entelektüel yanı ve bilgi hazineleriyle, genel bilimsel metodoloji ve teori seçimi, bilimin bilim olmayandan ayrılması, olasılık ve kuantum mekaniğinin doğası ve sosyal bilimlerin metodolojisi ile ilgili tartışmalara önemli katkılarda bulundu. çalışmaları, hem bilim felsefesi, hem bilimin kendisi hem de daha geniş bir sosyal bağlam içindeki nüfuzuyla felsefi alana gerçekten damga vurmuştur.

bir bakıyoruz ki bilim filozofu olarak bilinmesine rağmen, aynı zamanda önde gelen bir sosyal ve siyaset filozofu, bilim ve ahlakta hem dogmatizme hem de göreceliliğe karşı çıkan bir yanlış bilici, eleştirel-rasyonalist, etno-milliyetçilik ve kolektivizmin tutarlı bir eleştirmenidir ayrıca. 1934'te almanca yazdığı logik der forschung ve 1959'da the logic of scientific discovery (bilimsel araştırmanın mantığı) adıyla ingilizce tercüme ettiği kitapla bilim felsefesinde yeni bir dönem başlattı. bilimsel bilginin tümevarım adı verilen ve teorilerin gözlemlerle doğrulandığı bir yönteme dayandığı şeklindeki geleneksel fikri reddetti. kısacası popper, mantıksal tümevarım sürecinin basitçe var olmadığını savundu.
iyi de bu kadar fikre sahip olmasında ve bunları geliştirmesinde neler yaşadı popper? viyana'daki gençliği boyunca çevresi doğal olarak entelektüellerle çevriliydi. birinci dünya savaşı'ndan sonra popper'ın bilime olan ilgisi arttı ve bu da onun felsefesini derece derece analiz etmesine yol açtı. hani baktığımızda bu yıllarda viyana, popper için entelektüel açıdan verimli bir yerdi. örneğin, genel görelilik teorisini tartışan albert einstein'ın konferanslarına katılması, alfred adler'in yanında gönüllü olarak çalışması, özellikle karl marx'ın fikirleri üzerinde yoğunlaşması ve sigmund freud'un yazılarına özel bir ilgi duyması popper'ın komplike bir filozof olmasının temellerini oluşturdu diyebiliriz.

fakat burada önemli olan bir nokta var ki popper'ı özel kılan nedenlerin başında gelir. viyana'daki entelektüel camia olarak bilinen viyana çevresi dönemin en etkili filozoflarının kulübü gibidir. popper bu grupla etkileşime girmesine rağmen, kendisi hiçbir zaman bu gruba üye olmadı. neden diyecek olursak viyana çevresi, yalnızca mantıksal ifadelerin veya deneysel olarak doğrulanabilenlerin anlamlı olduğunu iddia eden mantıksal pozitivizm doktrinini destekledi. gerçekte, pozitivizm, diğer ifadeleri (metafizik ve dini iddialar dahil) anlamsızlık alanına iter, böylece felsefeyi mantığa veya bilime indirger. popper'ın ise bilim felsefesi hakkındaki fikirleri yukarıda bahsettiğim gibi viyana'da adler, marx, freud ve einstein'ın fikirleriyle karşılaşmasından doğar.

buradan geleceğimiz nokta popper'ın o meşhur yanlışlanabilirlik ilkesidir. şimdi baktığımızda mantıksal pozitivizm o dönemler epey revaçta. en önemli temsilcilerini sayarsak wittgenstein, bacon, russell ve hume'yi söyleyebiliriz. pozitivistlerin amacı bilimsel ile bilimsel olmayan arasında bir kıstas bulmaktır. savunanların amacı da zaten metafizik felsefeden tamamen kurtulmak ve felsefeyi mantığa indirgemektir. mantıksal pozitivistlere göre hipotezler veya kuramlar deney ve gözlemler ile doğrulanarak bilimsel bilgiye dönüştürülebilir. ola ki bir hipotez ya da kuramın gözlemler ile doğrulanma ihtimali yoksa bu sadece metafizik bir önerme olarak kabul edilir diyorlar.
bu konuda en bilineni hume'nin ortaya attığı endüksiyon problemidir. hani şu ''bütün kuğular beyazdır'' muhabbetinin döndüğü problem. hume'ye göre bugüne kadar gördüğümüz bir milyon kuğunun tamamı beyaz olsa bile önerme doğrulanmış sayılmaz. henüz görmediğimiz ya da gelecekte görme ihtimali olduğumuz beyaz olmayan bir kuğu ile karşılaşabiliriz. bilimsel yasaları ya da hipotezleri bu önermeye benzetirsek eğer bilimsel yasaların gözlemler ve deneylerle doğrulanmış olmaları bilimsel birer bilgi olarak kabul edilmelerine yetmeyecektir.

bilinen bir örnekle açarsak eğer newton'un yer çekimi yasası deney ve gözlemlerle doğrulandı fakat yasanın gelecekte de aynı kalacağına dair hiçbir garanti yoktur. yer çekimi yoktur gök itimi vardır gibi teorileri duymuşsunuzdur. şimdilik bu bize saçma gelse de gelecekte bunun böyle kabul edilmeyeceğinin bir garantisi yok. o halde doğrulama yöntemi ile önermeler bilimsel bilgiye kesin olarak dönüşmüyorsa nasıl bir yol izlenecek? insanlık bilimsel bilgiye ulaşmada bu noktada ne yapabilir? bütün siyah kuğuları yok edemeyeceğimize göre farklı bir yol izlenmeli.

tam da bu noktada popper , kuramını bu sorunun çözümü odağında kurmuştur. popper'a göre hume zaten haklıdır. her ne kadar milyon adet beyaz kuğu görsek de hipotez mutlak olarak doğrulanamaz fakat göreceğimiz tek bir beyaz olmayan kuğu bu hipotezi yanlışlamış olur. işte dananın kuyruğu da burada kopuyor. popper bu düşüncesinden hareketle bilim insanlarını kuramlarını doğrulamaya değil yanlışlamaya yönlendirmiştir. özetle bir hipotez ya da kuramın bilimsel olabilmesi için öncelikle doğrulanmaya değil yanlışlamaya açık şekilde kurulması gerekmektedir.
evet ne diyor popper: "bilgi, gerçeği aramaktan ibarettir. kesinlik arayışı değildir." sadece şu cümlesinden bile koskoca yanlışlanabilirlik ilkesinin özetini çıkarmış oluyor.

ve devam ediyor:

''bilimsel bilgiye olan hayranlığıma rağmen, bilimciliğin taraftarı değilim. çünkü bilimcilik, bilimsel bilginin otoritesini dogmatik olarak ileri sürer; hiçbir otoriteye inanmadığım ve dogmatizme her zaman direndiğim gibi ve buna özellikle bilimde direnmeye devam ediyorum. bilim adamının teorisine inanması gerektiği tezine karşıyım ve bilime inanmaya özellikle inanmıyorum.''

deneyin diyor popper, hayatta her zaman deneme-yanılma ile problemlerinizi çözün ve hata yapmaktan korkmayın derken son olarak şunu söylüyor:

''yaşayan her şey kendisi için daha iyi bir dünya arayışı içindedir. insanlar, hayvanlar, bitkiler, hatta tek hücreli organizmalar bile sürekli aktiftir. durumlarını iyileştirmeye çalışıyorlar ya da en azından kötüleşmesini önlemeye çalışıyorlar. her organizma sürekli olarak problem çözme göreviyle meşgul. bu sorunlar, kendi durumu ve çevresi hakkındaki değerlendirmelerinden kaynaklanmaktadır. yaşamın tek hücreli organizma düzeyinde bile dünyaya tamamen yeni bir şey getirdiğini görebiliriz. daha önce var olmayan bir şey. problemler ve bunları çözmeye yönelik aktif girişimler; değerlendirmeler, değerler. denemek ve hata yapmak hiç olmadığı kadar doğal bir şey.''