Rene Magritte Belçika\'lı ressamdır. Tam ismi René François Ghislain Magritte\'dir.
Çocuklukta yaşadığımız tramvalar ömrümüzün her anında peşimizde dolaşır. Bir insan kendisini ancak hayatının küçük meselelerinden sıyrıldığı veya onları düşüncesel bir biçime soktuğu zaman bulabilir. Hayatına devam eder.. beklentilerimiz isteklerimiz ve onu gerçekleştirecek inancımız içimizde çok gizli bir yerde fakat ona erişebilmemiz için bir çok şeyden kurtulmamız gereklidir..
mesela insan susar ve su içer kendini rahatlatır fakat annenin ölümü su içmek gibi basit bir olay değil.
Ahmet Haşim de aynı ülkenin arayışındadır. Hemen hemen tüm şiirlerinde görülür anne özlemi.
Anne Magritte kocası ölünce hayattan bir beklentisi kalmadığından/farklı bir nedenden dolayı kendini nehre atarak intihar etmiştir. Rene, annesinin ölü bedenini görmüştür fakat annesinin elbisesi yüzünü kapatmıştır. Resimleri Rene için bir dışavurumdur, psikolojisini yansıttığı bir dünyadır. Çoğu tablolarında insanların yüzü gizlenme telaşındadır.

...
Sanatçı, “hiçbir şey göründüğü gibi değildir” der, dolayısıyla resim, kurallarla düzenlenmiş topluma meydan okur, yerleşik görme ve düşünme biçimlerine saldırır. Çalışmalarında Magritte\'in göstermeye çalıştığı gerçekçi sanata ne kadar yaklaşılırsa yaklaşılsın, öğenin kendisine yaklaşılamayacağıdır. Yani biz, bir pipo resmiyle tütün içemeyiz. Onun için resimde tütün dükkanı reklamının modeli gibi görünen bir pipo yer alsa da bu gerçek bir pipo değildir, sadece imgesidir.

[http://www.formatd.net/metafor/galeri/yanilsama/m5.jpg link]
magritte'nin resimlerine baktığınızda, onun fırça darbelerini zihninizin en derin noktalarına ufak dokunuşlar yaptığını hissedersiniz, devamında o müthiş sürreal resimleriyle sizi derin düşüncelere salık veren hisleri tadarsınız. en yaratıcı sürrealistlerden biri olan magritte, genellikle sıradan nesneleri alışılmadık bir bağlamda tasvir eden bir dizi esprili ve düşündürücü görüntüler yaratmasıyla tanınır. magritte'nin esprili ve düşündürücü sanat eserleri, onu sürrealizm'de farklı bir noktaya koyar ki(bu en beğendiğim tarafıdır) çizimleriyle sadece resim sanatında değil müzik, edebiyat ve sinema anlamında da kendisinden sonra modern ve popüler kültüre adeta yön verir.

bu bağlamda magritte'nin çıkış noktasına baktığımızda zamanının sanatçılarının çoğu gibi önce kübizmden ve picasso'dan etkilendiğini söyleyebiliriz. akabinde o büyülü sürreal resimlerine ulaşma noktasında, sürrealist hareket üzerinde önemli bir etkisi olan giorgio de chirico'nun resimlerindeki nesnelerin ve çevrenin rüya gibi yan yana gelmesini keşfeder ve yine bir diğer sürrealist ressam max ernst'in tuhaf diyebileceğimiz yenilikçi kolaj kullanımından esinlenir. tüm bunların ışığında tabii ki freud'un rüyalar ve bilinçdışının üzerine söylediklerini de hesaba katarak kendi imzasını oluşturur.

işte magritte'nin yarattığı bu harikulade konsept, yaşadığımız hayatın rasyonel inşasını reddederek insan-sanat deneyiminde devrim yaratmıştır. kendine has sürreal resimleri ile rüyalara hayat verir; bilinçdışı zihnin en tuhaf fikir ve düşüncelerini tuvaleni taşır ve bize de bu lezzetleri tatmak kalır. esasen magritte'nin sanat anlayışına tesir eden hayatında yaşadığı çok daha önemli bir şeyden söz etmek istiyorum.
magritte, tarzından ve resimlerinin çoğunun içeriğinden, annesinin on dört yaşındayken intihar etmesinden derinden etkilenmiştir. bu travmatik olay resimlerinin biçimi ve tarzı üzerinde derin bir etki yaratmıştır. genelde resimleri, o dönemdeki çaresizlik travmasını bir anlamda entelektüel yanıyla kontrol altına alma çabalarıdır. örneğin, 1926-1930 yılları arası resimleri yaşadığı bu travmatik olayı gayet ilkel ve saldırgan dürtüleriyle annesinin ölümünün kendi bilinçdışında ya da rüyalarında yarattığı duygularının dışavurumu gibidir. tabii bu dönemdeki resimleri magritte'nin her ne kadar ana külliyatının dışında olsa da yaşadığı bu olayın izlerini ölümüne değin hissetmiş bir adamdır.

''zihin bilinmeyeni sever. haliyle zihnin anlamı bilinmediği için zihin de anlamı bilinmeyen görüntüleri sever." diyen magritte'nin en önemli resimleri;

la trahison des images / imgelerin ihaneti / 1929

resim, kelimelerle eşleştirilmiş görüntüleri içeren bir dizi resmin parçasıdır. bu özel parça, fransızca ''ceci n'est pas une pipo'' (bu bir pipo değil) ifadesiyle bir pipoyu göstermektedir. magritte, resmin bir pipo değil, birinin resmi olduğunu vurgulamak ister aslında. imgelerin ihaneti, dil ve görsel temsil paradokslarına meydan okuduğu için sürrealist hareketin en ikonik sanat eserlerinden biridir.
the lovers ii / aşıklar 2 / 1928

bu tuval üzerine yağlı boya tablo, bir erkek ve bir kadının kucaklaşmasını ve başlarına sarılan bezlerle birbirlerini öpmelerini tasvir ediyor. gizem dolu resim, izleyicileri aşıkların neden gerçekten iletişim kuramadıklarını veya dokunamadıklarını sorgulamaya davet ediyor.

tekil bir anlam üzerinde spekülasyon yapmak zor, ancak resmin tonları belirli temalara işaret ediyor. arka plandaki mavi renk, genellikle yaşamı simgeleyen suyla ilişkilendirilir. kadın kırmızı giyiyor, belki aşkı veya tutkuyu temsil ediyor. resimdeki adam, sıklıkla ölümle ilişkilendirilen bir renk olan siyah bir takım elbise giyiyor. perdeler beyazımsı veya grimsi renktedir ve muhtemelen lekelenmiş saflığı temsil eder. bazıları eseri insan izolasyonunun bir portresi ve en yakın arkadaşlarımızı bile tam olarak anlayamamanın bir tasviri olarak yorumluyor.

12 mart 1912'de, magritte'nin annesi kuzey fransa'daki sambre nehrinde intihar ederek öldü. annesi bulunduğunda, 13 yaşındaki magritte olay yerindeydi. annesinin elbisesi öldüğünde yüzünü kaplıyordu; bu, sanatçının aşıklar ıı de dahil olmak üzere yüzlerini örten kumaşlarla boyadığı birçok yağlı boya resmini etkilemiş olabilir.

le faux miroir / sahte ayna / 1929

insan gözü, sürrealistlerce benlik ile dış dünya arasındaki köprüyü temsil ettiğine inanıldığı için birçok sürrealist sanatçıyı büyüleyen bir konuydu. 1929'da boyanmış olan sahte ayna , tüm tuvali tüketen tek bir göze sahiptir. izleyiciye gerçekçi detay ve dokusu ile bakar. gözbebeği bulutlarla dolu bir gökyüzünde süzülüyor ve iris dairesel bir pencere gibi görünüyor.
golconde / 1953

magritte sessiz, orta sınıf bir yaşam sürmesine rağmen sıradan hayatını harikulade bir şeye dönüştürebildi. golconde, koyu renkli paltolar ve melon şapkalar giymiş sayısız neredeyse aynı adamın havada balonlar gibi süzüldüğü gerçeküstü bir banliyö sahnesini tasvir ediyor. magritte'nin kendisi de benzer bir ortamda yaşadı ve resimdeki adamlara benzer şekilde giyinmişti, bu yüzden bu parçanın belki de bir otoportre olduğunu varsayılabilir. ancak bunun yanında golconde, hindistan'ın andhra pradesh eyaletinde, haydarabad yakınlarındaki harap bir şehirdir. 14. yüzyılın ortalarından 17. yüzyılın sonuna kadar şehir, iki zengin krallığın başkenti ve bölgenin efsanevi elmas endüstrisinin de merkeziydi. magritte'nin yine bu şehir üzerinden ilham aldığı da söylenebilir.

le fils de l'homme / insanın oğlu / 1964

magritte'in belki de en ünlü eseri olan 1964'te yaptığı insanın oğlu, sanatçının kendi portresini ele almasıdır. yağlı boya, arka planda deniz kenarı dekoru ile kısa bir duvarın yanında duran, bir palto ve melon şapka giymiş, sanatçının kendisine ait. yüzü büyük ölçüde havada asılı duran bir yeşil elma tarafından engellenmiştir, ancak yeterince yakından bakarsanız, meyvenin ve yapraklarının kenarlarına bakarken neredeyse gözlerini görebilirsiniz.

resim bir serinin parçasıdır ve genellikle aynı yıl üretilen diğer iki eserle gruplandırılır. birincisi , yüzü uçan bir kuş tarafından kapatılan benzer bir figür olan magritte'nin melon şapkalı adamı. ikincisi, zarif giyimli bir kadını yüzünü kaplayan çiçek açan çiçeklerle tasvir eden büyük savaş

insanın oğlu hakkında konuşan magritte, ''en azından yüzü kısmen gizliyor. öyleyse görünen yüze sahipsiniz, kişinin görünen ama gizli yüzünü gizleyen elma. sürekli olan bir şey. gördüğümüz her şey başka bir şeyi gizler, her zaman gördüklerimizin gizlediğini görmek isteriz. gizli olan ve görünenin bize göstermediği bir ilgi vardır. bu ilgi oldukça yoğun bir duygu biçimini alabilir, söylenebilir, gizli olan görünen ile mevcut olan görünen arasındaki bir çeşit çatışma."

resimler için kaynak