zweig gibi entelektüel ve burjuva bir insanın yaşadığı dönemlerde tanık olduğu savaşlar ve nazi baskıları kendisine çok ama çok ağır gelmişti ki bilindiği gibi ruhunda yaşadığı daralmayla birlikte hayatın anlamsızlığı onu intihara sürüklemişti. anılarına yer verdiği die welt von gestern (dünün dünyası) kitabında 60 yaşında brezilya'da sürgündeyken, hatıralarına yardımcı olacak yazılarında politikanın ikincil olduğu, tüm savaşların küçük, sınırlı olduğu, kültürlü ve hoşgörülü bir kozmopolit toplumda yaşamanın mutluluğunu anlatır.

özellikle ikinci dünya savaşı zweig'in o çok saygı duyduğu ve hayatının anlamını ifade eden eski dünyasını paramparça etti. tüm bunlara rağmen zweig, savaş öncesi ideallerine giderek daha fazla düşmanca yaklaşan bir ortamda daha da bir sarılma ihtiyacı duydu. baktığımızda eserleri, kişisel özgürlüğün değerini defalarca över ve bence en önemlisi olan soyut fikirlerin bir insana hayatın ikilemlerinde rehberlik edebileceğini reddeder. bu açıdan kendisini gayet realist bulduğumu söylemek isterim. hani bildiğimiz kişisel gelişim söylemlerinin ta o zamanlarda birer zırvadan ibaret olduğunu anlamıştır.

tüm bunlarla birlikte, depresyona girmiş ve sürekli artan bir nazi zulmünün kurbanı olarak (nazilerin brezilya dahil dünyayı işgal edeceğine inanıyordu) karısıyla birlikte intihara giden sürecin tüm yapı taşları zweig'in hayatına tek tek yerleşmiştir.
işte bundandır ki zweig'in yazılarına iki ana tema hakimdir. birincisi, tutkunun insan yaşamında oynadığı kısımdır. david hume'un dediği gibi ''akıl tutkuların kölesi ise ve öyle olması gerekiyorsa, toplumda birlikte düzgün bir şekilde yaşayabilmek için tutkularımızı nasıl kontrol edebilir ve uzlaştırabiliriz?'' ve zweig'in üstüne basa basa ifade ettiği gibi insanın yaşamındaki kontrol ihtiyacı ve kendini ifade etme ihtiyacı sürekli bir gerilim içindeyse, insanın varoluşsal durumuna dair soyut veya mükemmel bir çözüm yoktur sonucuna ulaşıyoruz. varoluşumuzun çelişkilerini basit bir öğretiye dogmatik bir gönderme yaparak çözme girişimleri beyhudedir. ve bu gerçeklik, zweig'in yazılarındaki ikinci temayı açığa çıkarır: ''uygarlığın siyasi dogma tarafından yok edilmesi.'' aslında zweig için bu ifadeler ne kadar da anlamlı değil mi? zweig'in dünyasını yok eden ve nihayetinde onu intihara sürükleyen düşünce girdaplarını görüyoruz.

esasen bu hayatındaki kırılma noktasını çok güzel ifade eder zweig: ''bazı edebi değerlere sahip eserler yazarak kendimi geliştirme ve ifade etme arzum, en çılgın çocukluk hayallerimin ötesinde gerçekleşti. varoluşum, hayatımın sınırlarının ötesinde ölçülemez bir etkiye sahipti. zamanımızın en iyi insanlarının birçoğuyla arkadaş olmuştum; harika sanatsal performansları, ölümsüz şehirleri, resimleri ve dünyanın en güzel manzaralarını görmüş ve keyif almıştım. herhangi bir resmi pozisyon veya kariyerden bağımsız olarak özgür kalmıştım, işim benim için bir zevkti ve daha da iyisi başkalarına zevk vermişti. tüm bunların içinde ne ters gidebilir ki?''
işte o ters gidecek şeylerin müsebbibi tek kelimeyle hitler'di. hitler'in 1933'teki siyasi zaferi, zweig'in kişisel yenilgisi anlamına geliyordu. yükselen faşizmle, zweig'in kitapları almanya ve avusturya'da yasaklandı ve faşist gençler tarafından sık sık yakıldı; salzburg'daki evini ve onunla birlikte nadir edebi, müzikal el yazmaları ve eserler koleksiyonunun çoğunu kaybetti. zweig, içgüdü ve siyaset felsefesi gereği bir enternasyonalistti yani tüm ulusların uyumluluğuna inanan biriydi fakat hitler'in almanya'sı bu ideallerini yerle bir etti. zweig günlüğüne "bitti" diye yazdı, "avrupa bitti. dünyamız yok edildi. şimdi gerçekten evsiziz."

zweig gibi bir entelektüel için bu yaşadıkları gerçek anlamda bir yıkımdır ki bunu sürekli dile getirmesi yaşadığı ızdırabın şiddetini bizlere yansıtır. zweig: "bir yahudinin gerçek arzusu, onun yerleşik ideali, bir entelektüel olarak daha yüksek bir sosyal düzleme yükselmek." olduğunu savunur. işte bu ifade zweig'in arzusunun adıydı. onun için öyle güçlü bir histir ki bu henüz on dokuz yaşında kendi entelektüel gerçeklerini kurmaya başladı diyebiliriz. devamında hikayeler yazmaya ve yayınlamaya başladı. diğer yandan hem yaratıcı hem de özgür olmanın nasıl akıllıca öğretileceği konusunda özellikle paris'e gitti. paris'te yoğun sanatsal dersler aldı. sanatçıların yaşamları, yaratımlarının nedenleri ve yöntemleri onun en önemli konularından biri olacaktı ki öyle de oldu.

tüm bunların finalinde kendisi için çok önemli bir karakter olan nietzsche, deyimi yerindeyse zweig için bir kahramandır çünkü onun için şunu söyler: "bir kasırganın uygarlığımızı rahatsız etmek üzere olduğunu tek başına fark etti." nietzsche, zweig için "alışılagelmiş düşüncenin önemsizliğine ve geleneksel ahlakın tekdüzeliğine karşı bir isyanın öncüsü" idi, ancak zweig'i nietzsche'ye en çok çeken şey onun ileri görüşlülüğüydü.
yine nietzsche için: ''kimse dünyanın geleceği ile ilgili kaosu onun kadar güçlü hissetmedi. eski düzen bozuldu ve bitti. ölümle mücadele krizlerinin ortasında yeni ve güçlü bir düzen başlamak üzereydi. bunu biz ancak şimdi görebiliyoruz fakat o onlarca yıl önce yaşanacakları biliyordu." işte zweig'in nietzsche üzerinden küresel ölçekte dem vurduğu düzen; ulusların, savaşların, faşizmin, komünizmin ve daha önceki tüm barbar çağlarda toplu katliamların düzeniydi ya da daha doğrusu düzensizliğiydi ki en nihayetinde bu zweig'in kendini intihara sürükleyen tüm olayların toplamıdır.

he şunu söyleyebiliriz zweig'in şöhreti vardı, zenginliği vardı genç güzel bir kadının sevgisine sahipti fakat bunların hepsi onun zihninden bir türlü atamadığı dünyanın bir bok çukuruna döndüğü fikri karşısında yaşamaya devam etmesi için yeterli değildi. böylece 23 şubat 1942 sabahı zweig, evinin yatağında karısıyla el ele tutuşmuş biçimde ölü bulundu.

ve son olarak yaşamaya dair inancını yitirdiği bu güçlü duygularını ilk karısına yazdığı veda mektubunda şu sözlerle ifade eder:

''sevgili friderike, bu mektubu aldığında çok daha iyi olacağım. ossining'de beni daha iyi ve daha sakin gördün ama depresyonum kötüleşti, o kadar kötü hissediyorum ki artık işime konsantre olamıyorum. buna, sahip olduğumuz tek şey olan, bu savaşın yıllarca süreceği ve evimize dönmemizin uzun zaman alacağına dair üzücü kesinliğin sebebiyet verdiğini bilmeni isterim.''

"bu mektubu aldığında çok daha iyi olacağım" derken bile zweig büyük bir ironi ortaya koymuştur. daha iyi olacağından kastı yaşamına son vermesi olacaktı ki bu intiharın kendisi için çok daha iyi olduğunun bilinmesini istiyordu.